Emniyet “ByLock yok” dedi, savcı ByLock kullandığı gerekçesiyle örgüt üyeliğinden ceza istedi

  • 0

Emniyet “ByLock yok” dedi, savcı ByLock kullandığı gerekçesiyle örgüt üyeliğinden ceza istedi

Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü’nün raporunda, “ByLock isimli uygulamanın, cihazda yüklenen uygulamalar içerisinde bulunmadığı, ayrıca silinen uygulamalar içerisinde de yer almadığı tespit edilmiştir” denildi ama…

Büyükada davasının 11 sanığından biri olan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç hakkında, “örgüt üyeliği” suçunu işlediği gerekçesiyle hapis cezası istendi. 

Savcılık mütalaasında, Kılıç’ın örgüt üyeliği suçunu işlediği iddiasına gösterilen delillerden biri de ByLock kullanımıydı. 

Ancak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliği’nin mahkemeye gönderdiği inceleme raporunda, Kılıç’ın ByLock adlı programı kullanmadığı belirtildi.

Hazırlanan raporun sonuç bölümünde şu ifadelere yer verildi:

F*TÖ/PDY üyelerince kullanıldığı bilinen ByLock isimli uygulamanın, cihazda yüklenen uygulamalar içerisinde bulunmadığı, ayrıca silinen uygulamalar içerisinde de yer almadığı tespit edilmiştir.

Bağımsız bilirkişiler de ‘ByLock yok’ dedi

Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü’nün raporunun yanı sıra, 4 bağımsız bilirkişiden de Kılıç’ın ByLock kullanıcısı olmadığına yönelik rapor verilmişti.

Delil: Kız kardeşinin eşi Zaman’ın eski yöneticisi

Mütalaada ByLock’un kullanımının yanı sıra, Bank Asya’ya para yatırılması, kız kardeşinin eşi Mehmet Kamış’ın Zaman Gazetesi’nde Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı olarak görev yapması ve hakkında yakalama kararı bulunması, Gezi Parkı eylemleriyle ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle ilgili bilgisayarından çıkan yazılar ve telefonunda bulunan bir Fethullah Gülen videosu, Kılıç’ın örgüt üyeliğinden cezalandırılması için gerekçe olarak gösterildi. 

taner kılıç mütalaa yeni.jpg

Taner Kılıç hakkındaki savcılık mütalaası / Görsel: Independent Türkçe


Uluslararası Af Örgütü, Kılıç hakkındaki suçlamalarla ilgili hazırladığı bilgi notunda, Bank Asya’ya para yatırılmasıyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı:

Türkiye genelinde insanlar çocuklarını, politikalarından bağımsız olarak, yüksek bir eğitim standardı sunduğu için Gülen bağlantılı okullara göndermişlerdir.

Taner Kılıç bu hesabı kızının okuluna okul ücretlerini yatırmak için açmıştır. Hesabı başka hiçbir amaçla kullanmamıştır.

Bank Asya Türkiye genelinde insanların kullandığı, bilinen bir bankaydı. Banka hesabı sahibi olmak suç teşkil eden bir faaliyete kanıt olamaz. 

Aynı bilgi notunda, kız kardeşinin eşi olan Mehmet Kamış’ın Zaman gazetesindeki üst düzey pozisyonuyla ilgili ise şu ifadeler kullanılmıştı:

Bu, yardım ve yataklık suçlamasını ima etmektedir. Taner Kılıç uzun süredir Gülen hareketini eleştirmektedir. Kız kardeşinin eşine yönelik herhangi bir suçlama konuyla ilgisizdir.

14 ay tutuklu kaldı

Taner Kılıç, 2017 yılının haziran ayında terörizmin finansmanı ve casusluk iddialarıyla gözaltına alınmış, ardından da tutuklanmıştı. 2017 yılının temmuz ayında ise Büyükada’da hak savunucularının toplantısı polis tarafından basılmış, gözaltına alınanlardan 10 kişi tutuklanmıştı. 

Mahkeme, Kılıç’ın yargılandığı davanın Büyükada davasıyla birleştirilmesine karar vermişti. Davalar birleştirildikten sonra örgüt üyeliği suçundan yargılanan Kılıç 2018 yılının ocak ayında hakim karşısına çıkmış, tahliye edilmesine rağmen hapishaneden çıkmadan yeniden tutuklanmıştı. Kılıç, 14 aylık tutukluluğun ardından, 15 Ağustos 2018’da yapılan tutukluluk incelemesiyle tahliye edilmişti.

©


  • 0

Telefonunda Bylock çıkan Polis Müdürü, ‘Menzilciyim’ deyince terfi ettirildi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Emniyet’te Menzil tarikatının kadrolaştığı iddialarına dair verdiği, “Bir tane (örnek) göstersinler, bakanlığı bırakacağım” yanıtı tartışılmaya devam ediyor.

Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun Metastaz kitabında yer verdiği emniyetteki Menzilcilere dair örnekler ardından bir örnek daha ortaya çıktı. Gazeteci Tolga Şardan’ın iddiasına göre, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra telefonunda ByLock bulunan ve F*TÖ soruşturması kapsamında açığa alınan bir emniyet personeli, ifadesinde üstüne basa basa Menzilci olduğunu söyledi, soruşturma kapatıldı. Açığa alınmadan önce Başbakanlık Koruma Dairesi’nde çalışan polis, şu anda Ankara’da bir ilçenin emniyet müdürü. Tolga Şardan’ın, “Emniyet’te Menzilci var mı?” başlığıyla T24’te yayımlanan yazısından bazı bölümler şöyle

Tarih, 19 Ağustos 2016. Yani, 15 Temmuz darbe girişiminden tam 45 gün sonrası.

İsmini vermek istemiyorum, ancak görev yerini söyleyebilirim; Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanlığı’nda bir şube müdürü. Bu birim, o dönemde son Başbakan Binali Yıldırım’ın ve ailesi ile Bakanlar Kurulu üyelerinin güvenliğini sağlıyordu.

Bu şube müdürü, ByLock programının kendisine ait cep telefonunda bulunması üzerine savcılık talimatıyla gözaltına alındı.

Hakkında adli soruşturma yürütülen şube müdürü, aynı zamanda idari soruşturma kapsamında açığa alınarak ifadesine başvuruldu.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görevlendirdiği müfettişler, disiplin soruşturması yapılan şube müdürüne ByLock kullanması konusunda toplam 11 soru yöneltti.

Sorulardan birisi, mesleki özgeçmişle birlikte görev süresi boyunca aldığı taltiflerden cemaate himmet verip vermediğiydi.

Şube müdürü, mesleki öz geçmişini anlattıktan sonra şu cümleyi kuruyor:

“…Toplam yaklaşık 40 taltifim var. Aldığım taltiflerde F*TÖ/PDY örgütüne yardımda bulunmadım. Herhangi bir yerde üyeliğim yok aile fertlerimle birlikte. Yalnız 2001 yılından bu yana Menzil’e gider gelirim. Büyük oğlum A.T., AK Partinin lise gençliğine ait Aklıselim koluna gidip gelmektedir.”

Müfettişlerin resmi ifadeye aldığı bu anlatımın dışında şube müdürü yine müfettişlerin “F*TÖ/PDY tarafından organize edilen yurt içi veya yurt dışındaki ev toplantılarına, gezilerine katıldınız mı? Katıldıysanız ne zaman ve nerede katıldınız? F*TÖ/PDY örgütüne ‘himmet’ adı altında ya da başka herhangi bir yardımda bulundunuz mu?” sorunu ise şöyle yanıtladı:

“Katılmadım. Menzil toplantılarına katıldım. Adana’da, Mardin’de, Konya’da ve Ankara’da kesintisiz Menzil toplantılarına katılımım olmuştur. Belirttiğim yerlerde araştırma yapılabilir. Himmet adı altında herhangi bir yere herhangi bir aktarımım olmamıştır.”

Müfettişler, şube müdürüne bu kez “Darbe girişiminden önce size bununla ilgili herhangi bir bilgi verildi mi? Size herhangi bir görev verildi mi? Darbe girişiminden ne zaman haberiniz oldu?” sorusunu yöneltti.

F*TÖ’cü olduğu iddiasıyla soruşturma geçiren şube müdürü şu yanıtı verdi: “Herhangi bir mesaj gelmedi. Öncesinde de herhangi bir bilgi verilmedi, görev verilmedi, verilemez de. Darbe girişimi olduğu gece, beş kişi Menzil’e gitmek için yola çıkmıştık. Elmadağ civarında eşimden gelen telefonla durumu öğrenip hemen geri dönüp senelik izinde olmama rağmen ve herhangi bir çağrı olmamasına rağmen görev yerim olan Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanlığı resmi konut yerleşkesinde görev aldım. Kamera kayıtlarından ve görevli personelden durumun teyidi alınabilir.”

Daha önce Özel Harekât’ta, asayiş ekiplerinde, karakollarda, Çevik Kuvvet’te çalışan bu şube müdürü 2013’ten bu yana da Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanlığı’nda görevliydi.

İfadesinde -o dönem itibarıyla- 15 yıldır Menzil cemaatinin faaliyetlerine katıldığını üzerine basa basa anlatan şube müdürü, kolayca tahmin edileceği üzere halen emniyet teşkilatında çalışıyor.

Hem de o kadar çok uzakta değil. Ankara Emniyet Müdürlüğü kadrosunda ilçe emniyet müdürü.

Üstelik ifadesinde bir cemaatin üyesi olduğunu açıkça itiraf eden şube müdürü, bu süreçte terfi alarak 4. sınıf emniyet müdürlüğünden 3. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi ettirildi. Bu arada, sorulması gereken başka bir soru daha var: “Bu polis müdürü Bylock’u yüklediyse nasıl Menzilci oluyor? Menzilciyse Bylock şahsi telefonunda neden yüklü?”

İşte bu noktada daha önceki yazılarımda belirttiğim üzere “renklendirmeye” dikkat çekmek istiyorum. Halen, emniyet teşkilatında “renklenmiş”ler mevcut. Hem de bazıları üst düzey görevlerde.

Soylu’nun “Bir tane göstersinler, bakanlığı bırakacağım” sözlerine yanıt olarak bir belgeyi paylaştım.

TBMM’deki iddialı cümlesine karşılık olan bu belge, halen Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın arşivinde mevcut.

Açıkçası Soylu’nun bu değerlendirmeyi “siyaset” çerçevesinde yaptığını düşünüyorum.

Bakan Soylu, bu iddialı cümleyi kurmadan önce keşke yakın çalışma ekibinde yer alan istihbarat, terörle mücadele, personel hatta teftiş kurulunun başkanlarına sorup bilgi alsaydı.

Eğer sorduysa ve “yoktur” yanıtını aldıysa, naçizane önerim Bakan Soylu çalışma ekibini yeniden gözden geçirmelidir.Kaldı ki, meslektaşlarım Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan, Metastaz adlı kitaplarında Polis Akademisi’ndeki Menzil yapılanmasının örneklerini verdi.

İçişleri Bakanlığı ve Polis Akademisi’nden sorumlu Emniyet Genel Müdürlüğü bu konuda herhangi bir tepki göstermedi. Sessiz kalarak bir nevi ikrar yoluna gitti. Kendi içlerinde de bir soruşturma ya da inceleme başlatıldığını duymadık.


  • 0

Yargıtay 9. daire ‘WhatsApp yazışmaları kişisel veri’ dedi… Peki ByLock’tan ne farkı var?

3 işçinin WhatsApp grubunda aldıkları primi beğenmediklerine yönelik yazışmalarını ele geçirip onları tazminatsız kovan iş verinin bu davranışı “WhatsApp içeriklerinin kişisel veri niteliğinde olduğu ve nasıl elde edildiği belli olmayan bu içeriklerin delil olamayacağını” için hukuka aykırı buldu. Peki WhatsApp kullanmanın ByLock kullanmaktan farkı ne? 

David Kaye, California Üniversitesi’nde hukuk profesörü olarak görev yapıyor.

Kaye’nin uzmanlık alanı kamu uluslararası hukuku, uluslararası insani haklar, insan hakları ve uluslararası ceza hukuku.

Prof. Dr. David Kaye, 2014 yılı Ağustos ayından beri Birleşmiş Milletler düşünce ve ifade özgürlüğünü geliştirme özel raportörü olarak görev yapıyor.


  • 0

Yüksek yargıçları ‘örgüt üyeliği’nden mahkum eden hakim Burhan Karaloğlu’nun oğlu da Bylock mağduru

Yargıtay eski üyesi Hüsamettin Uğur’a (54), Bylock kullandığına dair tespit yapılmadığı halde 10 yıl 6 ay hapis cezası veren mahkeme heyetinin başkanı hakim Burhan Karaloğlu’nun oğlu hakkında Bylock davası açıldı.

Eski yargıtay üyesi, 25 yıllık hakim Hüsamettin Uğur’a ceza veren Yargıtay 9. Ceza Dairesinin Başkanı Burhan Karaloğlu’nun oğlu da Bylock mağduru oldu. Furkan Karaloğlu Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesinde hakkında açılan davada 5 yıldan 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.

Olayı Hüsamettin Uğur’un kızı Nalan Dilara Uğur Twitter hesabından “Bylock’u bile olmayan babama 10.5 yıl verilen, karar duruşmamızda heyet başkanı olan Burhan beyin oğlunda Bylock çıkmış :)” diyerek duyurdu.

Hüsamettin Uğur (solda), Burhan Karaloğlu.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi yüksek yargı organlarında görev yapan hakimlerin davalarına bakan Karaloğlu da 2011’de seçilen Yargıtay üyeleri aralarında bulunuyor. O yıl seçilen tüm üyeler, Cemaat soruşturması kapsamında fişlenmiş ve ‘örgüt üyesi’ yaftalamasına maruz kalmıştı.

18 Temmuz 2016’da gözaltına alınan 9 Ekim 2016’dan bu yana hücrede bulunan Hüsamettin Uğur, Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanmış ve 28 Şubat 2019’da 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

O BAKANIN SÖZLERİNİ MAHKEMEDE HATIRLATTI

Yazdığı Vergi Hukuku kitabı dosyasında delil olarak bulunan Hüsamettin Uğur, mahkemede kendini şöyle savunmuştu:

“Üyesi olarak suçlandığım örgütün kuruluş tarihi nedir? İddianameye bakılırsa örgütün geçmişi 50 yıldan fazladır. Bu nasıl bir örgüttür ki 50 yıl boyunca hakkında 2017 yılına kadar kesinleşmiş bir yargı kararı yoktur? Hatta 2008 yılında Yargıtayın en üst karar mercii olan CGK örgüt yöneticisi hakkında verilen beraat kararını tasdik ediyor. Bu nasıl bir silahlı terör örgütü ki 2013 yılı sonuna kadar devletin hemen hemen bütün kurum kuruluşları her türlü kamu imkanını tahsis ediyor…

MÜSAADENİZLE YAV HE HE DEYİP GEÇİYORUM

Terör örgütünün yayın organı diye Zaman Gazetesinde telif karşılığı yazı yazan, geçmişte Marksist halihazırda liberal ve demokrat bir insan olan Şahin Alpay ‘darbeci’ diye suçlanırken, o gazete son güne kadar Yargıtay’da ücretsiz dağıtılıyordu.

Türk yargısı açısından çözülmesi namus borcu olan ne kadar olay varsa -Hrant Dink cinayeti, Roboski olayı, Rus uçağının düşürülmesi, Rus büyük elçinin öldürülmesi, hatta 15 Temmuz darbe girişimi- FETÖye yüklenmiştir, müsaadenizle ‘yav he he’ diyerek geçiyorum.

Bir darbe girişimi düşünün ki daha darbeciler F-16’larla Ankara üzerinde uçarken, girişim bastırılmamışken, iki yüze yakın yüksek yargı üyesi ve üç bine yakın hakim savcı hakkında soruşturma başlatılıyor birkaç günde hepsi gözaltına alınıp tutuklanıyor.

Darbeciler hem bilfiil hem de TRT’de okutturdukları bildiriyle Anayasayı çiğnerken Anayasal kurumlar olan HSYK ve Türk yargı mensupları darbecilerle yarışırcasına Anayasayı ihlal ediyor. Bu bağlamda HSYK Başkanvekili M. Yılmaz’ın ‘darbe öyle değil böyle yapılır’ mesajı manidardır.

BU BİZE ALLAH’IN LÜTFUDUR SÖZÜ GİZEMİNİ KORUYOR

Cumhurbaşkanının darbe hakkında söylediği ‘Bu bize Allah’ın bir lütfudur’ sözü manidar olmanın ötesinde gizemini koruyor.

“Erdoğan darbeyi ne zaman öğrendi?”

“Hukuk devleti miyiz, guguk devleti mi?”

HAKİMLERE TEK SEÇENEK BIRAKILDI: BİAT

Enis Berberoğlu davasında kaç defa heyet değişti takip edemedim. Bizi de hiçbir delil olmadan tutuklayan hakim Yunus Süer hoşa gitmeyen bir karar verince (Birol Erdem’in eşini tahliye edince) kendisini Çorum’da buldu. Gözünü Çorum’da açmak istemeyen hakimlere tek seçenek bırakıldı: Biat.

AİHM’de görev süresi geçen yıl nisanda dolan Türk Yargıç Işıl Karakaş’ın yerine Türkiye’nin önerdiği üç kişilik aday listesi üç kere ‘yetersiz’ bulunup geri çevrilmiş! Bu ayıp bize yeter.

Bana isnad edilen suç ile ilgili somut bir fiil gösterilmezse ve bu suçu hangi tarihte işlediğim belirtilmezse ben kendimi nasıl savunacağım? Modern çağdaş ceza hukuku FİİLLERİ yargılar, maddi ceza hukukumuz Ortaçağın gerisine FAİL ceza hukukuna mı döndü?

DOĞUŞTAN MI SUÇLUYUM!

Bana isnad edilen suçun tarihini, başlangıcını/bitimini iddianameye yazmamışsınız. İddianameye göre, örgüt 1966’da kurulmuş. 1965 yılında doğduğuma göre Hristiyanlıktaki ‘doğuştan günahkar’ anlayışı gibi doğuştan mı suçluyum?

Suç fiili gösterilmeden soyut suçlama karşısında ‘ben suçsuzum’ demekle kişi suçsuzluğunu ispat etmiş olur. Bundan sonrası, aksinin ispatı, iddia makamına aittir, ama bana çalıştığın kurumun, Yargıtayın yemeğine katılmışsın demesin.

Örgüte üye olduğuma dair bir tarih verilemiyor, delil gösterilemiyor. Peşinen suçlu ilan edilmişim, suçlu olmadığımın ispatı benden isteniyor!

ÖNÜNÜZDEKİ DOSYA İLE YARGILAMA YAPTIĞINIZA İNANMIYORUM

Bu yargılamanın önünüzdeki dosya ile yapıldığına inanmıyorum. İnanıyorum ki bu dosyadan başka bir dosya vardır. Gölge/gizli dosya mı denir yoksa asıl dosya mı, bilmiyorum ama bir başka dosya olmalı ki önünüzdeki dosyaya rağmen bu dava açılmış ve 19 aydır tutuklu yargılanıyorum.

Bekliyorum ve inanıyorum ki ‘yaklaşıyor yaklaşmakta olan’. Acılar kederler makam mevkiler gelir geçer, karaktere zeval gelmesin. Alnım açık, vicdanım rahat. Cismen tutuklu olsam da ruhum serazat… Ruhen, vicdanen tutuklu olanlar düşünsün…”

35 SAAT AÇ SUSUZ BIRAKILDILAR

Hüsamettin Uğur’un mahkeme sırasında ve cezaevinde yaşadığı hak ihlallerini kızı Nalan Dilara Uğur Twitter hesabından paylaşmıştı:

“Babamın da içlerinde bulunduğu 16 temmuz sabahı itibariyle hiçbir resmi evrak kendilerine ibraz edilmeden gözaltına alınmaya başlayan yüksek yargı üyeleri 4 günlük gözaltı sürelerinde 35 saat aç susuz bırakıldılar adliye binasında elleri kelepçeli olarak dolaştırıldılar.

Gece yüzden fazla kişiyle adliye mescidinde kelepçeli olarak geçirdiler. Babamın anlatımına göre sırt sırta uyudular. 1. sınıf hakimlerin kanun gereği Yargıtayda yargılanmaları gerekirken yeni başlamış, kıdemsiz tek hakim tarafından yargılanıp gerekçesiz bir kararla tutuklandılar.

Sincan T Tipi Cezaevinde 8 kişilik koğuşlara 30 kişi yerleştirildiler. Yer yataklarına rağmen yatacak yer yeterli değildi, dönüşümlü uyudular. 3 ayı bu şekilde geçirdiler. 9 Ekim 2016’da aniden ‘bizle geliyorsun’ denilerek koğuşlardan alınıp farklı araçlara bindirildiler.

Hiçbir açıklama yapılmadan cezaevlerine nakledildiler. Cezaevine gidene kadar nereye götürüldükleri hakkında bilgi vermediler. Aynı şekilde bize ‘nakledildi ama nereye olduğu hakkında bilgi veremiyoruz, arayıp sorun cezaevlerine’ denilerek tek tek cezaevlerini sorgulamamızı istediler.

HÜCRE DEĞİL TEK KİŞİLİK ODA!

Cezaevlerinde 10-14 hücre bulunurken yeni yapılan Kırıkkale Keskin Cezaevine 102 hücre inşa ettiler. İnsanlık suçu deyince burası hücre değil tek kişi “oda” dediler. Odaları inşaat kalıntılarıyla doluydu, toz toprak içindeki odada yere bile basılmıyordu.

Babamın anlatımıyla temizlik malzemeleri bile doğru düzgün verilmedi. Tırnaklarıyla kazıyarak temizlediler. Keskinde geçen süre zarfında da hücrede olmaları zaten başlı başına işkenceyken ilk hafta avluya çıkmalarına izin vermediler. İlk iki gün içecek su vermediler.

Zaman zaman ‘Keskinin suyu kuyudan çekiliyor, yetmiyor’ diyerek aylarca musluklarından su vermediler. Sıcak suyu haftada bir gün, bir saat verdiler. Soğuk değil diyerek demir yataklı, demir dolaplı beton odaların kaloriferlerini yakmadılar, nevresimleri değiştirmediler, yıkamadılar.

Cezaevlerindeki hükümlülerin haftada bir sahada maç yapmalarına izin verilirken, top alıp avluda oynamalarına izin verilirken, tiyatrolar, sinemalar düzenlenirken henüz hüküm giymemiş olan yüksek yargı üyelerine bu imkanlar tanınmadı.

BOMBOŞ BİR İDDİANAME

Bir odada bir başınızasınız, elinizdeki tek imkan kağıt kalem. Yazdıklarınız bile kontrol ediliyor. Günde bir saat avlu izniniz var, avluyu filmlerdeki gibi düşünmeyin, sadece 3 kişi çıkıyorsunuz, 10 adımlık mesafeniz var. Onun dışında hep odanızda tek başınızasınız.

Diğer kısıtlamaların yanı sıra kitap vermiyorlar, fetö sanıklarına eğitim faaliyeti yasak diyorlar. 6 ay sonrasında kitap okumaları eğitim faaliyetine girmiyormuş yanlış anlamışız diyerek ayda 3 kitap vermeye başlıyorlar. YANLIŞ ANLAMIŞIZ? OKUYABİLİRSİNİZ? AYDA 3? (ÜÇ)?

Hayatınız boyunca bir şeyler okumuşsunuz, 25 yıllık hakimsiniz. Kitap okumuşsunuz, dosya okumuşsunuz, makale okumuşsunuz ama hep okumuşsunuz ve size ayda sadece 3 kitap verip (maksimum 5 günde bitiyor). Dışarıya karşı cezaevlerimiz mükemmel, biz onlara kitap veriyoruz diyorlar.

Aklıma gelen her şeyi yazmaya çalıştım, işte böyle bir serüven içinde, bu şartlar altında 482 gündür tutuklu babam. 402 günü hücrede geçti, geçmeye de devam ediyor. 16 ayın ardından bir iddianame hazırladılar bomboş. Oh be dedik duruşması olur yakında, çıkartırlar zaten, dosya boş.

Hoop yeni bir açıklama yaptılar, soruşturmanın tekrarlanmasını istemişler savcılıktan. 16 aydır anca yaptıkları soruşturmayı sil baştan yapın demişler. Hiçbir şey bulamayınca mı başvurdular yoksa bir 16 ay daha soruşturuyoruz deyip içeride tutmak için mi yaptılar pek anlamadım.

ARKADAŞIMIN BABASI HÜCREDE ÖLMESİN DİYE VEFATINDAN ÜÇ GÜN ÖNCE TAHLİYE EDİLDİ

Hukuk fakültesinde öğretilen her şeyin aslında koca bir paravandan ibaret olduğunu gördüm, görmeye de devam ediyorum. Lojman hayatında beraber büyüdüğüm, hukukçuların içine doğmuş, adliyede büyümüş nice arkadaşım var, aynı şeyleri ya da daha fazlasını yaşayan.

Bir çocukluk arkadaşım var. Babası hareket dahi edemezken, felçken, kaçma tehlikesi var denilerek ağır bir ameliyattan çıkmışken hasta haliyle hücrede tutuldu. Babasını görmesine izin verilmedi. Vefatından 3 gün önce tahliye edildi, hücrede öldü denilmesin diye.

Bir arkadaşım var, annesi de babası da aynı anda tutuklanan. Tek çocuk bir başına her şeye yetişmeye çalışan. Bir arkadaşım var (ilkokuldan, sıra arkadaşım). 3 küçük kardeşiyle bir başına kalan, çocuklar kimsede durmadığı için sürekli onlarla ilgilenmek zorunda olan.