Emniyet “ByLock yok” dedi, savcı ByLock kullandığı gerekçesiyle örgüt üyeliğinden ceza istedi

  • 0

Emniyet “ByLock yok” dedi, savcı ByLock kullandığı gerekçesiyle örgüt üyeliğinden ceza istedi

Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü’nün raporunda, “ByLock isimli uygulamanın, cihazda yüklenen uygulamalar içerisinde bulunmadığı, ayrıca silinen uygulamalar içerisinde de yer almadığı tespit edilmiştir” denildi ama…

Büyükada davasının 11 sanığından biri olan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç hakkında, “örgüt üyeliği” suçunu işlediği gerekçesiyle hapis cezası istendi. 

Savcılık mütalaasında, Kılıç’ın örgüt üyeliği suçunu işlediği iddiasına gösterilen delillerden biri de ByLock kullanımıydı. 

Ancak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliği’nin mahkemeye gönderdiği inceleme raporunda, Kılıç’ın ByLock adlı programı kullanmadığı belirtildi.

Hazırlanan raporun sonuç bölümünde şu ifadelere yer verildi:

F*TÖ/PDY üyelerince kullanıldığı bilinen ByLock isimli uygulamanın, cihazda yüklenen uygulamalar içerisinde bulunmadığı, ayrıca silinen uygulamalar içerisinde de yer almadığı tespit edilmiştir.

Bağımsız bilirkişiler de ‘ByLock yok’ dedi

Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü’nün raporunun yanı sıra, 4 bağımsız bilirkişiden de Kılıç’ın ByLock kullanıcısı olmadığına yönelik rapor verilmişti.

Delil: Kız kardeşinin eşi Zaman’ın eski yöneticisi

Mütalaada ByLock’un kullanımının yanı sıra, Bank Asya’ya para yatırılması, kız kardeşinin eşi Mehmet Kamış’ın Zaman Gazetesi’nde Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı olarak görev yapması ve hakkında yakalama kararı bulunması, Gezi Parkı eylemleriyle ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle ilgili bilgisayarından çıkan yazılar ve telefonunda bulunan bir Fethullah Gülen videosu, Kılıç’ın örgüt üyeliğinden cezalandırılması için gerekçe olarak gösterildi. 

taner kılıç mütalaa yeni.jpg

Taner Kılıç hakkındaki savcılık mütalaası / Görsel: Independent Türkçe


Uluslararası Af Örgütü, Kılıç hakkındaki suçlamalarla ilgili hazırladığı bilgi notunda, Bank Asya’ya para yatırılmasıyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı:

Türkiye genelinde insanlar çocuklarını, politikalarından bağımsız olarak, yüksek bir eğitim standardı sunduğu için Gülen bağlantılı okullara göndermişlerdir.

Taner Kılıç bu hesabı kızının okuluna okul ücretlerini yatırmak için açmıştır. Hesabı başka hiçbir amaçla kullanmamıştır.

Bank Asya Türkiye genelinde insanların kullandığı, bilinen bir bankaydı. Banka hesabı sahibi olmak suç teşkil eden bir faaliyete kanıt olamaz. 

Aynı bilgi notunda, kız kardeşinin eşi olan Mehmet Kamış’ın Zaman gazetesindeki üst düzey pozisyonuyla ilgili ise şu ifadeler kullanılmıştı:

Bu, yardım ve yataklık suçlamasını ima etmektedir. Taner Kılıç uzun süredir Gülen hareketini eleştirmektedir. Kız kardeşinin eşine yönelik herhangi bir suçlama konuyla ilgisizdir.

14 ay tutuklu kaldı

Taner Kılıç, 2017 yılının haziran ayında terörizmin finansmanı ve casusluk iddialarıyla gözaltına alınmış, ardından da tutuklanmıştı. 2017 yılının temmuz ayında ise Büyükada’da hak savunucularının toplantısı polis tarafından basılmış, gözaltına alınanlardan 10 kişi tutuklanmıştı. 

Mahkeme, Kılıç’ın yargılandığı davanın Büyükada davasıyla birleştirilmesine karar vermişti. Davalar birleştirildikten sonra örgüt üyeliği suçundan yargılanan Kılıç 2018 yılının ocak ayında hakim karşısına çıkmış, tahliye edilmesine rağmen hapishaneden çıkmadan yeniden tutuklanmıştı. Kılıç, 14 aylık tutukluluğun ardından, 15 Ağustos 2018’da yapılan tutukluluk incelemesiyle tahliye edilmişti.

©


  • 0

Yargıtay 9. daire ‘WhatsApp yazışmaları kişisel veri’ dedi… Peki ByLock’tan ne farkı var?

3 işçinin WhatsApp grubunda aldıkları primi beğenmediklerine yönelik yazışmalarını ele geçirip onları tazminatsız kovan iş verinin bu davranışı “WhatsApp içeriklerinin kişisel veri niteliğinde olduğu ve nasıl elde edildiği belli olmayan bu içeriklerin delil olamayacağını” için hukuka aykırı buldu. Peki WhatsApp kullanmanın ByLock kullanmaktan farkı ne? 

CMK 134 ve 135 kapsamında ByLock başta olmak üzere her türlü iletişim içeriğinin elde edilmesi konularında bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Her konunun, siyasetten uzak, hukuk çerçevesinde ve insan hakları temelli tartışılmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Değerli dostlar, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (24/04/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K. sayılı kararı) ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (26/9/2017 T., 2017/16.MD-956 E., 2017/370 K. sayılı karar) ByLock bilgilerinin 2-(yazışma içerikleri, CGNAT kayıtları ve IP adresleri vb.)

Elde edilme yöntemini CMK’nın 134. maddesi kapsamında değerlendirip, 135. madde kapsamında değerlendirmemesinin üzerinde duracağım. Elbette hukuka uygunluğu üzerinde de tartışmak istiyorum. Konuyu ByLock ile sınırlı düşünmeyelim. Her türlü iletişim içeriği gündemde olabilir.

Acaba, hakkında iletişiminin dinlenmesi ya da kayda alınması kararı verilmemiş bir kişinin bilgisayarında CMK’nın 134. maddesine göre yapılan aramada, kişinin bu bilgisayar üzerinden gerçekleştirdiği ve ancakCMK’nın 135. maddesine göre elde edilebilecek iletişim bilgilerinin de elde edilmesi mümkün müdür ve bu şekilde elde edilen deliller hukuka uygun mudur?

Her iki kararda da, CMK’nın 135. maddesine göre elde edilen iletişimin dinlenilmesine veya kayda alınmasına ilişkin hususların, verilmiş hakim kararına dayanılarak “halen ve gelecekte yapılacak” haberleşmelere ilişkin olduğu ve kararda belirtilen süreden önceki ve sonraki iletişimim dinlenilmesi ve kayda alınması mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Kararlarda yer verilen hususlar, CMK’nın 135. maddesi gereğince ve haberleşme hürriyetiyle ilgili verilen tedbir kararlarıyla ilgili olup, bunları 134. madde kapsamında değerlendirmek mümkün değildir.

Zira 134. maddede düzenlenen tedbir, bilişim sistemleri üzerinde haberleşme dışındaki sabit bilgi, veri ve programlardan delil elde edilme yöntemini düzenlemektedir.

Bu açıklamalardan sonra yukarıdaki soruya cevaplamak gerekirse; öncelikle, bu soruya olumlu cevap verebilmek mümkün değildir. Zira haberleşmeye ilişkin yazışma içerikleri kişinin kullandığı bilgisayarda kayıtlı da olsa, bu içeriklere ulaşılması CMK’nın 135. maddesine göre verilmiş bir hakim kararına bağlıdır ve yalnızca bu kararda belirtilen süre kadar görüşme içerikleri dinlenip kaydedilebilir.

Yani, belirtilen zaman diliminden önce ya da sonraki bir zamanda görüşmelerin dinlenip kayda alınması mümkün değildir. Yine, yukarıdaki kararlarda yer verildiği üzere, kişinin geçmişte gerçekleştirdiği iletişimine ilişkin bilgiler haberleşmenin dinlenmesi ve kayda alınması değil “iletişimin tespiti” olup, bu tespit kapsamında haberleşme içeriğinin öğrenilmesi mümkün değildir.

ByLock özelinde, kararlarda, Bylock sunucusunda kayıtlı yazışma içeriklerinin elde edilmesiyle ilgili CMK’nın 135. maddesine göre “geçmişe dönük olarak” verilmiş bir mahkeme kararından da bahsedilmemektedir.

Haberleşmenin gizliliği kapsamında korunan yazışma içeriklerine CMK’nın 134. maddesine dayanılarak yapılacak bir arama sonucu ulaşılabileceğini söylemek ve kararlarda yer verildiği üzere yazışma içeriklerini 134. madde kapsamında “kaydetme” olarak değerlendirmek mümkün değildir. Aksinin kabulü, 135. maddeye göre elde edilmeyecek bir delile 134. maddenin uygunsuz kullanılması suretiyle ulaşılması anlamına gelir.

Eğer bu şekilde elde edilecek bir delil hukuka uygun kabul edilecekse o zaman CMK 135. maddesine ne gerek vardır?

Konuyla ilgili yazdığı makalede e-postaların takibiyle ilgili hususları değerlendiren Ersan ŞEN şunları söylemiştir: “…e-posta, insanların görüş alışverişinde bulunup bilgi paylaşması vasıtası olması sebebiyle de haberleşme hürriyetinin kapsamında kabul ve koruma görür.

Bireyin e-posta üzerinden yaptığı görüşmeler, CMK m.134’de düzenlenen bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yoluyla takip edilemez. Çünkü e-posta, bilgisayarda duran sabit bilgi, veri ve program olmayıp, tümü ile Anayasa m.22 kapsamında değerlendirilmesi gereken haberleşme hürriyetinin bir kullanım şeklidir.” (Ersan ŞEN: “E-Posta Takibi”)

ByLock (ya da başka bir uygulama) bilgilerinin elde edilmesinin e-posta içeriklerinin elde edilmesinden bir farkı bulunmayıp, haberleşme hürriyeti kapsamında korunan bu bilgilere de ancak CMK’nın 135. maddesine uygun olarak verilen hakim kararı ve bu kararda belirtilen süre zarfıyla sınırlı olarak ulaşılabilir ve daha sonraki bir tarihte 134. maddeye göre yapılan arama kapsamında ulaşılan bilgilerin delil olarak kabulünün mümkün olmadığını değerlendiriyorum.

Elde edilen bilgilerin CMK’nın 138/2. maddesi gereğince tesadüfen elde edilen delil olduğu ve C.savcısına haber verilerek bu konuda yeni bir soruşturma başlatılabileceği ve 135. madde kapsamında yeni bir tedbir kararının alınabileceği iddia edilebilir.

Ancak daha önce de belirtildiği üzere, tesadüfen elden edilen delilin delil olarak değerlendirilebilmesi, usulüne uygun şekilde elde edilmiş olmasına bağlıdır. Aramayla ilgili hâkim veya savcı kararı yoksa ya da arama usulüne uygun yapılmamışsa başka bir suçla ilgili tesadüfi delil elde edilse bile bu delilin hukuki değeri olmayacak ve yargılamada kullanılamayacaktır. Haberleşme hürriyetine ilişkin olan ByLock bilgilerinin ancak CMK’nın 135. maddesine göre elde edilebileceği ve bu konuda verilmiş bir hakim kararının bulunmadığı dikkate alındığında, Yargıtay’ın imaj alma işlemi için yapılan başvuruyu CMK’da olmamasına rağmen geçmişe dönük arama olarak ve 134. maddesi kapsamında değerlendirip, konuyla ilgili 135. madde kapsamında böyle bir değerlendirme yapmaması karşısında, 134. maddeye uygun olarak elde edildiği kabul edilse bile, 135. maddeye uygun olarak elde edilmeyen bu bilgilerin tesadüfen elde edilmiş delil olarak kabulü de mümkün değildir.

Ayrıca, elde edilen bilgilerin saklanma süresi 5809 sayılı Haberleşme Kanununa dayanılarak çıkarılan Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği ve Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Gizliliğinin Korunması Hakkında Yönetmelikte belirtildiği üzere en fazla bir yıldır ve bu bilgilerin ele geçirildiği tarih itibariyle saklanmaları gereken bir yıllık süre dolmuş ve bu bilgiler yasak delil haline gelmiştir.

Hiçbir surette yargılamada kullanılabilmeleri mümkün değildir. Kısaca, ByLock (veya başka bir iletişim uygulaması) bilgilerinin CMK’nın 135. maddesine göre elde edilmesi gerekirken 134. maddeye göre elde edildiğinin belirtilmesi ve Yargıtayca incelemenin 134. maddeye göre yapılmış olmasının CMK’ya aykırı olduğu gibi 5809 sayılı Kanuna da aykırı olduğunu değerlendiriyorum.
Konunun bu açıdan da tartışılması ve hukuk içinde her türlü tartışmanın olağan olması faydalı olacaktır.

İncelediğim içeriklerin çoğunluğunda hiçbir suç unsuruna rastlamadım ve yalnızca bir uygulamanın kullanılmasını Silahlı Terör Örgütü üyeliğiyle bağdaştıramıyorum. İçeriğinde suç unsuru yoksa beraat olmalı argümanını bir türlü anlatamadık. Belki böyle fayda sağlarız.

Her zaman söylediğim gibi, yanılıyor olabilirim. Tek doğru benim söylediklerim, yazdıklarım değildir. Her konu hukuk, bilim ve tabii ki vicdan çerçevesinde tartışılabilirse insanlarımız çok daha huzurlu olacaktır.
Faydalı olmasını dileyerek saygılarımı sunuyorum.


  • 0

Kenneth Roth: Türk Hükümeti ByLock konusunda paranoyakça davranıyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü Koordinatörü Kenneth Roth; 20 ve 21 Ocak 2019’da paylaştığı iki ayrı twitte, Erdoğan Rejimi’nin ByLock konusundaki yaklaşımını ‘Paranoyakça‘ olarak nitelendirdi.

Kenneth Roth, 100 binden fazla kisinin ByLock adlı anlık mesajlaşma uygulamasını indirdiğini, Paranoyak Türkiye hükümeti icin ‘Bylock indirenlerin darbe planlayıcısı olduguna dair kesin delil(!)’ kabul edildiğini, hakim Murat Arslanın ByLock kullandığı için 10 yıl mahkumiyet aldığını, ByLock kullanmanın hiçkimseyi darbeci yapmayacağını belirtti.

İŞTE KENNETH ROTH’UN O TWEET’LERİ


PARANOİD (PARANOYAKLIK) NEDİR


  • 0

ByLock yalanlarıyla kandırılan Türk yargısı

“Yargının Bylock İmtihanı” başlıklı bir makale ile, Türk adli tarihinde örneği görülmeyen bir hukuksuzluk, tüm yönleri ile deşifre edildi.

Aziz Kamil Can imzası ile justicesquare.com‘da yayınlanan makale; Türk adli tarihinde örneği görülmeyen bir hukuksuzluğu tüm yönleri ile deşifre etmekte, ‘Bylock’ adı verilen sözde delilin neden hukuksal değerinin bulunmadığını her yönüyle ortaya koymakta ve mahkemelerdeki savunmalarda kullanılabilecek çok önemli bilgilere yer vermektedir. 

“Devamı…”

  • 0

ByLock Verilerinin Tamamen Yasa Dışı Şekilde Elde Edildiğine Dair Hukuki Mütalaa (30 Haziran 2018)

ByLock konusundaki ilk karar Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (CD) 24 Nisan 2017 tarihli kararı olup bu karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26 Eylül 2017 tarihli kararları onanmış ve kesin hüküm niteliğini kazanmıştır.

Türkiye’deki tüm mahkemeler 24 Nisan 2017 tarihinden sonra verdikleri kararlarda, yukarıda belirtilen iki karara atıf yaparak ByLock verilerinin yasal delil olduğunu değerlendirip mahkûmiyet kararlarında kullanmışlardır.

Yargıtay 16. CD, 24 Nisan 2017 tarihli kararında, ByLock’a ilişkin verilerin nasıl ele geçirildiğini ve ceza soruşturmalarına dayanak yapıldığını şu şekilde açıklamıştır:

“Devamı…”