03/07/2017

CAFER ÜMİT

Tüm uluslararası insan hakları kuruluşlarının yanı sıra Avrupa Birliği (AB) ve Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (PACE) ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri tarafından derin bir endişe ile gözlemlendiği üzere, 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişiminden sonra Türkiye'de demokrasi ve insan hakları açısından şok edici bir gerileme yaşanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHM) de dâhil olmak üzere uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan tüm güvencelerin uygulanmasını askıya almış olan Türk Hükümeti, ülkedeki temel hak ve özgürlükleri sürekli olarak aşındırmaktadır.

5000'den fazla hâkim/savcının görevden alınması, bunlardan 2'sinin Anayasa Mahkemesi üyesi, yaklaşık 200'ünün yüksek mahkeme üyesi ve 5'inin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi olmak üzere 3000'inin hapis cezasına çarptırılması sonrasında adaleti ve mahkemeleri kıyıma uğratmak çok daha kolay olmuştur. Başarısız darbe girişiminden sadece birkaç saat sonra, ulusal ve uluslararası tüm yasal düzenlemeleri bypass ve ihlal ederek, binlerce hâkime ve savcıya baskın yapmanın bu işin arkasındaki asıl neden olduğunu düşünmemek elde değil.

Tüm bu hâkim ve savcıların hâkim önüne çıkmadan 30 gün boyunca gözaltında tutulmalarına olanak sağlayan ve ilk yedi gün içinde avukatla görüşmesini yasaklayan Olağanüstü Hal (OHAL)'den kaynaklı bu korkunç atmosferde, ilgili kanunlar ve temel haklar sınırsızca ihlal edilmiştir. Mevcut durumda gelişme kaydedilemediği gibi, her geçen gün daha kötüye gitmektedir. Tek bir delil ve iddianame olmadan parmaklıklar ardında binlerce hâkimi neredeyse bir yıl boyunca tutan Türk savcılar son zamanlarda önceki meslektaşlarıyla ilgili birbiri ardına mesnetsiz iddianameler yazmaya başladılar. Bu iddianamelerde ortak nokta, temel kanıt olarak ByLock adlı bir uygulamanın kullanılması neticesinde savcıların meslektaşlarını 15 Temmuz başarısız darbe girişimini üstlendiği iddia edilen bir silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlamalarıdır.

Türk adli ve idari yetkilileri, akıllı telefonlar için şifreli bir mesajlaşma uygulaması olan ByLock üzerinden bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Yasal ve herkesin kullanımına açık bir uygulama olarak Bylock'un Apple Store ve Google Play yoluyla indirilebildiğini göz ardı ederek, uygulamayı kullanma veya indirme, başarısız darbe girişiminin ardındaki silahlı terör örgütüne üyeliğin delili olarak görülmektedir. Ayrıca, elektronik cihazların incelenmesi ve el konulması yasaya uygun yapılmadığından dolayı (Ceza Muhakemesi Usul Kanunu'nun 134. maddesi ve diğer ilgili kanunlar), hiç kimse bu uygulamanın ele geçirilen telefonlarda gerçekten var olup olmadığından ya da el koyma sonrasında polis tarafından yerleştirilip yerleştirilmediğinden emin olamaz. Ancak bu durum trajik süreçte tek soru işareti değildir.

Bu makale, uygulamanın yapısını ve yargılamalardaki delil olarak değerini tetkik etmektedir. Hukuki açıdan konuşacak olursak, uygulamaya sahiplik bilgisinin ne şekilde temin edildiği çok kritiktir. Böylesine hayati derecede önemli bir meselede, on binlerce insanı sözde silahlı terör örgütü üyeliği ile suçlayan iddianame ve kararlara bakıldığında, Bylock uygulamasının indirildiği iddiasından başka hiç bir iddia içermemektedir. Bunun yerine mahkemeler, bu 'kanıt'ın Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)'in özel yöntemleriyle elde edildiğini belirtmektedirler. Ancak iş yasal değerlendirmeye geldiğinde, Türkiye'nin hâlihazırdaki durumunda dahi kanunlar şunu demektedir: Adli araçlar yerine özel istihbarat yöntemleriyle elde edilen bu tür veriler, teknik raporlar ve bulgular mahkeme önünde kanıt olarak kullanılamazlar. Ayrıca, tüm bu kişilerin gerçekten Bylock kullanıcısı olduğunu düşünsek dahi, bu bulgular sadece MİT'in uygulama veritabanını yasa dışı olarak hacklediğinin kanıtı olarak kullanılabilir.

 

Bylock Programı Hakkında Teknik Bilgi

Bylock, Nisan 2016'dan itibaren App Store ve GooglePlay’den erişime kapatılmıştır. Ancak, uygulama ve sayısal endüstrilerin analizlerini paylaşan AppAnnie ve AppBrain firmalarına göre Bylock;

  • Nisan 2014 - Eylül 2014 tarihleri arasında App Store'da
  • 11 Nisan 2014 - 3 Nisan 2016 tarihleri arasında da GooglePlay'de

yer almıştır. Bahsi geçen firmaların sağladığı, internetten de erişilebilen bilgilere göre, Bylock GooglePlay üzerinden 500.000, App Store üzerinden de 100.000 kullanıcı tarafından indirilmiştir. Bunun yanında, uygulamanın sahibinin (David Keynes) Türk gazeteci İsmail Saymaz ile röportajında belirttiğine ve Walter McDaniel raporunda paylaşılan verilere göre Bylock sunucusu 1 Mart 2016 tarihinde kaldırılmıştır. Bu gerçek Bylock kullanıcılarının Google Play yorumlarında, internetteki forumlarda yapılan paylaşımlarda, AppBrain ve AppAnnie verilerinde vb. yapılacak basit bir aramayla doğrulanabilir. Bunun sonucu olarak, Bylock gibi merkezi sunucu üzerinden hizmet veren bir uygulamanın sunucusuz olarak çalışması mümkün olmadığından dolayı, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde kullanılması mümkün değildir.[1]

Bu gerçeğin yanı sıra uygulamanın tanınırlığını ve dünya genelinde geniş bir alanda kullanılmasını da göz ardı eden Türk mahkemeleri, uygulamayı indiren tüm Türk vatandaşlarını darbe girişimine uzaktan da olsa dâhil olmadıkları gerçeğine bakmaksızın hapsetmektedir. Haklarında işlem yapılan bu kişiler arasında gazeteciler, yargı üyeleri, akademisyenler, öğretmenler, polisler, doktorlar ve hatta futbol hakemleri bile yer almaktadır. Bunların hepsi Bylock uygulamasını indirmekle, bundan dolayı da 15 Temmuz başarısız darbe girişimini sözde yöneten terör örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar.[2]

Bu noktada belirtmek gerekir ki, isterse bu uygulama bahse konu suçlularca kullanılmış olsun, bu durum uygulamanın kendisini diğer kullanıcılar açısından suç aleti yapmaz. Keyfiliğin diğer bir yönü de Bylock kullanıcı sayıları açıkça ortaya koymaktadır.

Uygulamayı 600.000 kadar kişi kullandığı sorgulamaya gerek kalmayacak şekilde ortada olduğu halde, hükümet yanlısı Sabah gazetesine göre Bylock şüpheli sayısı 150.000'dir, oysa Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı bu sayıyı 215.000 olarak açıklamıştır. Dolayısıyla, 115.000 Bylock şüphelisi ya da 'terörist'in nasıl seçildiği sorusu hala geçerliliğini korumaktadır.

 

'Suçlama'ya İlişkin Yasal Analiz

Anayasa Mahkemesi 2013/7800 s. kararında "dijital verilerin mutlak gerçekliği ortaya koyacağının iddia edilemeyeceğini karara bağlamıştır. Bu bakış açısına göre, Bylock verisi de herhangi bir suça ilişkin delil olarak kabul edilemez. Bu karar dikkate alınmaksızın, Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Adalet Bakanı bir kişinin telefonunda ByLock uygulamasının bulunmasının söz konusu kişinin sözde silahlı terör örgütüne üye olduğuna ilişkin en güçlü kanıt olarak kabul edildiğini dile getirdiler. Anayasa Mahkemesi’nin son yıllardaki sicili ve tutarsız yaklaşımı dikkate alındığında, elbette ilgili kanun hükümleri ile karşılaştırıldığında yukarda bahsi geçen mahkeme kararı tek kriter olarak kabul edilemez. Bu nedenle, daha net ve kapsamlı bir hukuki analiz yapabilmek için doğrudan ilgili mevzuatı irdelemek gerekmektedir.

1 - İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 8. maddesinde, herkesin özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Buna göre, TC Anayasasının 22. maddesi haberleşme ve iletişimin gizliliği hakkını güvence altına almıştır. Herkes AppStore ve Google Play üzerinden kamuya açık ve herkesçe erişilebilir olan ByLock uygulaması da dahil olmak üzere istediği herhangi bir iletişim aracını kullanma özgürlüğüne sahiptir.

2 - Anayasanın 38/6. maddesi uyarınca “Yasadışı yöntemlerle elde edilen bulgular delil olarak kabul edilemez.” Bu hüküm uyarınca, Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. maddesinde “(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:… a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.” belirtilmektedir. Ayrıca ilgili Kanunun 217/2. maddesinde bu prensip “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” denilerek desteklenmiştir.

Yukarda bahsedilen hükümlerin doğal ve yasal sonucu olarak, Kanunun 289/i. maddesi yargılamanın yasal olmayan yollardan elde edilmiş olan deliller üzerine bina edilmesini “hukuka kesin aykırılığın” varlığı nedeniyle yasaklamaktadır. Bu maddeye göre, ilgili husus yüksek mahkemeler tarafından temyiz başvurusunda belirtilmese bile bulguların delil olma niteliği bulunmadığı otomatik olarak dikkate alınır.

3 - Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirlenen yukarıda bahsi geçen ilkeye dayalı olarak 134. ve 135. maddelerde suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, şüphelinin haberleşmesinin takibinin ve sinyal bilgilerinin işlenmesinin münhasıran üç hâkimden oluşan Ağır Ceza Mahkemelerince oybirliği ile karar verebileceği düzenlenmiştir. Sadece ilgili mahkeme kararı sonrasında elde edilen haberleşme kayıtları mahkemelerde yasal delil olarak kullanılabilir.

Kanunun 134. maddesinde öngörüldüğü gibi, Bylock uygulamasının ceza muhakemesi açısından delil niteliğinin varlığından bahsedilebilmesi için aşağıdaki şartların oluşması gerekir;

■ bir suç şüphesinin varlığı üzerine yerinde bir soruşturma açılmış olması
■ suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe bulunması
■ delil elde edilmesi için başka bir imkân bulunmaması

Bu şartlardan birinin bile bulunmaması durumu bulguların açıkça gayri hukuki yapar. Bu prosedürlere uyulmaksızın toplanmış bulgular mahkemelerce delil olarak kabul edilemez. Bu nedenle, kararların bu bulgulara dayandırılması Kanunun 289. maddesinin ışığında “hukuka kesin aykırılık” teşkil eder.

Bylock uygulamasına ilişkin olarak kapsamlı bir rapor hazırlayan Walter McDaniel’in ifadeleri dijital bir bulgunun yasal delil olarak düşünülmesi için yasayla öngörülen yöntemlere titizlikle uyulmasının niçin önemli olduğunu açıklamaktadır:

“Devlet bir kere de telefonları ele geçirdiğinde bu uygulama mükemmel bir delil fabrikası haline gelir. Yetişmiş teknik takımlar her şeyi yapabilir. İstedikleri tüm delilleri yaratabilirler. SMS verisinin, tarihlerin ve daha fazlasının nasıl değiştirildiğini biliyorum. Elimdeki on tane telefonla birini komplonun ortasında bırakmak kolay olurdu. Bu şekilde toplanmış deliller kullanılabilir olmaktan çok uzaktır.”

Bu noktada, Ergenekon davasına ilişkin kararın Yargıtay tarafından delil elde etmeye başka bir imkan olmadığına ilişkin tutanak bulunmamasından dolayı bozulmuş olması bir değer ifade etmemektedir.

4 – 2937 sayılı MİT Kanununun 4/i maddesi ile MİT’in her türlü veri, doküman veya bilgiyi toplayacağı ve ilgili kurumlara teslim edeceği hususları düzenlenmiştir. Polisin Görevleri ve Salahiyetine İlişkin Kanunun 7/1 maddesi polisin diğer kurumlarla işbirliği yapabileceğini bildirir. Dahası, polis CMK’nın 160. maddesine göre suç şüphesi oluşturan herhangi bir bulguyu savcıya teslim etmek zorundadır. 134. ve 135. maddelere istinaden yasal suç takibine başlanması yalnızca bundan sonra mümkündür. Ancak, bu soruşturmaların hiçbirinde bu süreç takip edilmemiştir.

Mahkemeler tarafından sorulduğunda polis bu listelerin MİT(Milli İstihbarat Teşkilatı) tarafından sağlandığını belirtmiştir. Hukuki olarak bu durum meseleyi daha problemli bir hale getirmektedir. Çünkü 2937 sayılı MİT yasasının 6. maddesi, bu tip bulguların istihbari amaç dışında kullanılmasını yasaklamıştır[3]. Bu nedenle, polis tarafından mahkemelere gönderilen resmi yazışmalara "İstihbari mahiyette olduğundan hukuki delil niteliği taşımamaktadır. Bu nedenle haricen delillendirilmedikçe yapılacak adli ve idari işlemlere bizzat gerekçe teşkil etmez." notu eklenmiştir. Aşağıdakiler aynı uyarıyı içeren sadece birkaç dokümandır;

■ 18.10.2016 tarih 46063102–11289 sayılı Çanakkale Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (Selçuk Gedikli) tarafından Çanakkale C. Başsavcılığına gönderilen resmi yazı
■ 21.10.2016 tarihli İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün, İstanbul C. Başsavcılığına gönderdiği resmi yazı

Söz konusu listeler mahkemelere polis tarafından teslim edilmiştir. Bylock uygulamasını yükledikleri iddia edilen kişileri kapsayan bu listelerin altına polis tarafından, her defasında "Bu bulgular mahkeme huzurunda hukuki bir delil olarak kullanılamaz." notu düşülmüştür. Polis raporuna göre şüphelilerin telefon kayıtları ile ilgili elde edilen veri, istihbari çalışma olup, yukarıda izah edildiği üzere bu tür verilerin hukuki süreçlerde kullanılmasını yasaklayan, 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu kapsamında değerlendirilmektedir. Buna rağmen, Türk mahkemelerinin sadece Türk yasalarının gerekliliklerini değil aynı zamanda polisin açıktan uyarısını da göz ardı ettikleri görülmektedir. MİT’in verdiği listelerin polis tarafından uyarı notu ile mahkemelere teslim edilmesine rağmen, mahkemeler Bylock uygulamasının yüklenmesi ve kullanımı suçuna istinaden onbinlerce şüpheliyi tutuklamaya devam etmektedir.

Ceza muhakemesi usulü kapsamındaki değerlendirmelere ek olarak, Bylock kullanıcısı olma iddiasının esas açısından da hiç bir anlamı bulunmamaktadır. “Nullum Crimen Nulla Poena Sine Praevia Lege” ceza kanununda temel prensiplerden olup, önceden kanunla belirlenmemiş bir eylem suç teşkil etmez anlamına gelmektedir. Bu prensip hukuk fakültelerinde öğretilen ilk şeylerdendir. Türkiye, darbe sonrası dönemde tüm uluslararası hukuki taahhütlerinden çekilmiş ve AİHS Sözleşmesi’ni de askıya almış olmasına rağmen, Sözleşmenin 7. maddesi 15. madde kapsamındaki olağanüstü hal durumunda bile "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesinin uygulanmasa ilişkin kısıtlamalara gidilmesini yasaklamıştır. Sözleşmenin 7. maddesi "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz." hükmünü amirdir.

Şu hususun altını önemle çizmek gerekir ki, herhangi bir sanığın karıştığı herhangi bir suçla veya ilişkili olduğu bir terör örgütüyle ilgili tek bir mesaj içeriği bile bulunmamaktadır. Sözde terörist örgüt üyeleri olarak kabul edilen kişilerin kendi aralarında yaptıkları mesajlaşmaların içeriğine yönelik teknik bakışına ilişkin ise MİT ve polis raporlarında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Teknik bilgiler başlığı altında da ele alındığı üzere, başarısız darbe girişiminden 5 ay önce kullanımdan kaldırılan sunucudan (Şubat 2016) kriptolu mesajların elde edilmesi imkânsızdır. Fakat şüphelilerin telefonlarının bir kere de hükümetin eline geçmesiyle, söz konusu uygulama yetenekli teknik ekiplerin marifetiyle ihtiyaç duyulan tüm delilleri üretebilen mükemmel bir "delil üreticisi" haline gelmiştir![4]

Açıkçası, yakın zamanda MİT’te Müşteşar Yardımcısı olarak görevlendirilen Cemalettin ÇELİK, TİB'deki (Tekekomünikasyon İletişim Başkanlığı) bir ekiple birlikte çalışarak, mahkemelere yukarda bahsedildiği şekilde üretilen içerik bilgisini göndermeye başlamıştır. MİT ve polisin içerikleri elde edemediklerine dair ifadelerine rağmen, istihbarat servisi içerisinden yeni delil üretme girişimleri olduğuna dair bilgiler yansımıştır [5]. Bu noktada altı çizilmesi gereken husus, bahse konu manevranın Antalya ve Gaziantep istinaf mahkemelerinin göreceli olarak cesur ve tartışılan, içeriği olmayan Bylock delilinin geçersiz sayılması kararları üzerine yapılmasıdır [6].

Sorulması gereken sorulardan biri de Türk savcıların nasıl on binlerce hâkimi, savcıyı, öğretmeni, ev hanımını ve de işadamını başarısız darbe girişimine katılmakla suçlayabildiğidir. Bu sorunun cevabı yukarda bahsedilen Walter McDaniel'in raporunda ele alınmıştır. Öyle gözükmektedir ki, günümüz Türkiye’sinde hakimler ve savcılar, fabrikasyon delillere bile ihtiyaç duymamakta ve bir şüphelinin silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin cep telefonunda bahse konu programın bulunmasını yeterli görmektedir. Dolayısıyla vatandaşlar darbeci ve terör örgütüne üye olmayı içeren bir komplo teorisiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu suçlama tıpkı Whatsapp gibi bir uygulamayı indirdiği için İŞİD veya El Kaide terör örgütüne üye olmakla suçlanmaya benzemektedir. Siz mahkemeye suçlandığınız içeriği sorduğunuzda ise, mahkeme ellerinde içerik bulunmadığını ve (dünya çapında yaklaşık olarak 600,000 defa indirilen) uygulamayı indirmiş olmanızın suçlanma için yeterli olduğunu belirtmektedir.

Hukuki kapsamda konuşmak gerekirse, bir kişiyi bu tarz bir suçla itham etmek için;

■ Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında belirlenen yöntemlere uygun şekilde elde edilmiş mesaj içeriğinin bulunması
■ Bu içeriğin kişinin iddia edilen suçu işlediğinin veya terör örgütüne üyeliğinin varlığının ispatına dair herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde olması

gerekmektedir. Yakın zamanda, BM özel raportörü David Kaye BM İnsan Hakları Komitesine teslim ettiği raporda (6-23 Haziran 2017) bu tirajikomik durumu şu şekilde belirtmiştir:

"Kriptolu mesajlaşma uygulaması olan Bylock'un iddia edilen kullanımı hakkında, özel raportöre bazı örnekler sunulmuştur. Yetkililer Bylock'u, Gülen hareketinin gizli haberleşme aracı olduğu iddiasıyla, Gülen hareketi ile ilişkilendirmişlerdir. Tutuklamalar, bazen sadece Bylock'un kişinin bilgisayarında bulunmasına dayandırılmakta ve sunulan deliller de genellikle "belirsiz"dir. Söylentiye göre MİT'in ele geçirdiği Bylock kullanıcılarına ait bir listenin, insanların takip edilmesi ve gözaltına alınmasında kullanılmaktadır. Onbinlerce kamu çalışanı iddiaya göre bu uygulamayı kullandığı için işinden atılmış veya tutuklanmıştır" (Para. 54). [7]

"İstihbarat teşkilatı çalışması temelinde Bylock’un kullanımının delil teşkil etmeyeceği" gerçeği henüz tutuklanmamış birkaç Hukuk Profesöründen birisi olan Ersan Şen tarafından da ifade edilmiştir. [8]

Hükümet güdümündeki yargıda gayri hukuki uygulamalar

5200 hâkim ve savcının (ülke toplamının dörtte biri) tasfiyesinin ve bunların 3200'ünün yaklaşık bir yıldır hapsedilmesinin ardından her ne kadar ülkede hiç adalet kalmadıysa da, Nisan 2017'de yapılan referandum, Erdoğan'a daha fazla cumhurbaşkanlığı yetkisi vermiş olup, bu yetkiler içerisinde, yargı erkini daha fazla tesir altına alma da bulunmaktadır. Böyle bir değişiklik Erdoğan'a, hâkim ve savcıların atanması, terfi ettirilmeleri, tayin edilmeleri veya görevden alınmalarında tek yetkili mercii olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) atamalarında daha fazla yetki verdi. Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu raporunda "özellikle hâkimlerin görevden alınmasının sık görüldüğü ve hâkimlerin yer değiştirilmelerinin genel bir uygulama olduğu bir ülkede” "Bu kurul üzerinde kontrolü ele geçirmek, hâkim ve savcıları kontrol altına almak demektir." diyerek [9] bu durumu ifade etti.

Türkiye İnsan Hakları İzleme Örgütü direktörü Emma Sinclair-Webb, söz konusu anayasa değişikliği hakkında yorum yaparken, "Cumhurbaşkanının önceliklerinden birisi, mahkemelerin daha iyi kontrol altına alınmasını sağlamaktır", "Türkiye'deki mahkemelerin, idareden bağımsız ve davanın esasına dayanan kararlar alabilmesinde, her zamankinden daha az imkânı olacak." dedi.[10] Öngörülen bu durumun sert ve hızlı örnekleri hemen ortaya çıktı. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen, mesaj içeriği ve ayrıntılı teknik raporlar olmaksızın Bylock'un delil olarak kabul edilemeyeceğine karar verdi. Dolayısıyla, ilk derece mahkemesinin kararı, temyiz mahkemesi tarafından yasal olarak bozuldu. Ancak, bu kararın ardından birkaç gün içinde, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi İkinci Ceza Dairesi Başkanı Şenol Demir, normal tayin dönemi dışında tenzili rütbe ile ilk derece mahkeme yargıcı olarak Konya'ya atandı. [11]

Benzer şekilde, Bylock’un 'herhangi bir kanıtsal değeri' olmadığı yönünde karar veren Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin tüm üyeleri, hükümetin ulvi talepleri yerine kanunlara uygun karar vermelerinden 3 hafta sonra, tenzili rütbe ile ilk derece mahkemesi yargıcı olarak farklı şehirlere tayin edildiler.(Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi, 20.04.2017 tarihli ve C: 2017/286 E sayılı Ceza Dairesi Kararları, K: 2017/573). Hakimler ve Savcılar kurulu vakit kaybetmeden, 3. Ceza Dairesi Başkanı Zafer Yarar'ı Kayseri'ye ve üye Mustafa Tosun'u İstanbul Anadolu’ya kendi istekleri olmadan ve atama dönemi dışında tayin etti. Ayrıca, Yargıçlar Sendikası Başkanı Mustafa Karadağ, "Majestelerinin Yargısı" başlıklı yazısında, Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun hükümete bağlı ve tehditkar tutumunu eleştirdikten sonra aynı şekilde Şanlıurfa'ya (Güneydoğu’da bir Türk şehri) tayin edildi. [12]

ByLock Suçlusu olarak BM Yargıcı Akay

BM Uluslararası Ceza Mahkemeleri Mekanizması (Mechanism for International Criminal Tribunal (MICT)) yargıcı ve emekli büyükelçi olan Aydın Sefa Akay, Bylock uygulamasını kullandığından dolayı 2017 Haziran’da silahlı terör örgütüne üye olma gerekçesiyle suçlu bulundu. 10 ay tutuklu kalmasının ardından mahkeme, Yargıç Akay'a 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi ve BM deki görevine devam edememe anlamına da gelen yurtdışı seyahat yasağı koyarak tahliye etti.[13]

Bu mahkûmiyetin arka plan hikâyesi, konu Bylock olunca Türkiye’deki keyfiliğin ve gayri hukukiliğin seviyesini göstermektedir. 8 Aralık 2016 da Uluslararası Ceza Mahkemeleri Mekanizması Başkanı Yargıç Theodor Meron, Yargıç Aydın Sefa Akay’ın Türkiye’de serbest kalması için girişimde bulundu. Başkan Meron, temayüllere dayanarak MICT yasasının konsey tarafından kabul edilen BM tüzüğünün VII bölümüne göre görev başındaki uluslararası yargıçların dokunulmazlığı olduğu hatırlattı. Sonuç olarak, Yargıç Akay MICT’ye atanmasıyla birlikte diplomatik dokunulmazlığa hak kazanmıştı. Buna karşın Yargıç Akay tutuklu olarak kaldı ve yargıçlık görevini yerine getiremedi. Başkan Meron Güvenlik Konseyi üyelerine bu duruma bir çözüm bulunması için çağrıda bulundu. Mekanizmanın başkanı olarak bu meseleyi Konseyden önce çözmek mecburiyetinde olduğunun altını çizdi ve Yargıç Akay yargı görevini ifa edebilmesi ve Mekanizma’ya emanet edilen görevini yerine getirebilmesi için yardım edebilme adına Yargıç Akay‘ın serbest bırakılması için Türkiye Hükümetine başvuruda bulundu.[14]

Ocak 2017’de BM Uluslararası Ceza Mahkemeleri Mekanizması, Yargıç Aydın Sefa Akay’ı bırakmaları ve hakkında sürdürülen yasal işlemlerin durdurulması için 14 Şubat’a kadar Türkiye'ye süre verdi. Fakat Yargıç Akay serbest bırakılmadı ve böylelikle mahkeme (MICT) 2017 Mart ayında ‘Türkiye hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmediğine’ ilişkin karar aldı. Mahkeme Başkanı Theodor Meron kararında durumun BM Güvenli Konseyi’ne rapor edileceğini yazdı. Neticede, Birleşmiş Milletler Türkiye’yi 6 Mart 2017’de telefonunda Bylock uygulaması olduğu gerekçesiyle geçen yılki başarısız darbe girişimi sonrası tutuklanan BM Yargıcı Akay'ın devam eden tutukluluğu sebebiyle Güvenlik Konseyi’ne gönderdi.[15]

Henüz hikâyenin asıl ilginç kısmı bu değil. Yargıç Akay mesajlaşma uygulamasını (ByLock) bluetooth aracılığıyla değil Google Play Store’dan indirdiğinin altını çizdi, AppStore ve Google Play Store’da herkese açık olan aynı uygulamayı indirdiği için bir çok Gülen takipçisinin darbe komplosunun bir parçası olmakla suçlandığı konusunda bir fikrinin olmadığını söyledi. Ayrıca 'Türkiye Özgür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası' üyesi olmasından dolayı Fethullah Gülen tarafından yönetilen bir organizasyonun üyesi olma suçlamasını reddetti. 'Bunu kullanan herkes FETÖ üyesi olamaz. Ben kesinlikle değilim. Üzerine bir şifre bile koymadım.' şeklinde defalarca belirtti. Yavuz Baydar'ın sözleriyle ifade edecek olursak "Aynı zamanda Mason bir Gülen takipçisi olmak tam olarak Hamas’ın bir parçası olan Likud üyesi olmak gibidir." [16]

Fakat mahkeme, Yargıç Akay'ın bu uygulamayı Gülen takipçilerinden talimat almak için kullandığını gösteren mesajların olup olmadığını araştırmaya gerek duymadı. Yargıç Akay'ın adının da olduğu Bylock kullanıcıları listesinin elde edilmesinin ne kadar yasal olduğu mahkemeler için de adil bir yargılama meselesi değil.

15 Temmuz 2016 sonrasında Erdoğan hükümeti kendi yargı sistemi ile el ele vererek 'istikrar' ve 'kamu düzeni' söylemleri ile hukukun egemenliğini ve demokrasiyi yıpratmaktadır. İlk seferinde 3 ay olan ve şimdiye kadar üç kere daha uzatılan olağanüstü hal uygulamasını kötüye kullanarak ülkeyi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yönetiyorlar. Nisan 2017’de Anayasa değişikliklerini geçirmeyi başaran Erdoğan, şimdi iki Anayasa Mahkemesi ile 120 yüksek yargı üyesinin ve 3000’den fazla hakim/savcının hapse atıldığı (5200’den fazla hakim/savcı işten atıldı), 160.000 kişinin Bylock kullanmak gibi asılsız iddialarla zulüm gördüğü bir atmosferde denge ve denetlemeden yoksun sistemin tadını çıkarıyor. Bylock trajedisi, Türkiye içindeki ve dışındaki insanların çektikleri zulüm ve sıkıntının gerçek boyutunun kabaca göstergesi olabilecek mevcut hükümetin ve adli sistemin işleyişindeki keyfilik düzeyinin yalnızca küçük bir yansımasıdır.

1 http://na-copywriting.com/2017/05/the-bylock-report/for a comprehensive analysis of the bylock app and criminal justice system by Walter McDaniel, an expert from the U.S. ↑
2 http://www.huffingtonpost.com/entry/turkish-police-say-no-basis-to-arrest-people-over-bylock_us_583e8aaee4b048862d73fcccTurkish Police Say No Basis to Arrest People Over ByLock App – Mahir Zeynalov. ↑
3 http://www.huffingtonpost.com/entry/turkish-police-say-no-basis-to-arrest-people-over-bylock_us_583e8aaee4b048862d73fccc Turkish Police Say No Basis To Arrest People Over ByLock App – Mahir Zeynalov. ↑
4 http://na-copywriting.com/2017/05/the-bylock-report/for a comprehensive analysis of the ByLock app and criminal justice system by Walter McDaniel, an expert from the US. ↑
5 http://bylockgercegi.com/2017/06/21/mit-icerik-bulamayinca-uretmeye-basladiMİT içerik bulamayınca üretmeye başladı- 21 June 2016. ↑
6 http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/727559_Bylock__karari_bozuldu__Emsal_niteligindeki_karar_hukum_durdurdu.html ↑
7 http://www.ohchr.org/EN/HRBodies/HRC/RegularSessions/Session35/Documents/A_HRC_35_22_Add_3_E.docx ↑
8 http://www.haberdar.com/gundem/ceza-hukuku-profesoru-ersan-sen-bylock-delil-falan-olamaz-h44987) (https://youtu.be/6T-9CuIBgzk) ↑
9 http://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=cdl-ad(2017)005-eVenice Commission Opinion on the Amendments to the Constitution of Turkey – March 2017. ↑
10 http://foreignpolicy.com/2017/06/30/on-a-mission-to-mars-imprisoned-in-turkey/amp/ On a Mission to Mars, Imprisoned in Turkey – Foreign Policy – 30 June 2016. ↑
11 http://www.demokrathaber.org/m/guncel/bylocku-delil-saymayan-hakim-suruldu-h84001.html ↑
12 http://www.birgun.net/haber-detay/majestelerinin-yargisi-ni-yazan-hakim-karadag-urfa-ya-suruldu-161382.html‘Majestelerinin Yargısı’nı yazan Hakim Karadağ Urfa’ya sürüldü – 26 May 2017. ↑
13 https://washingtonhattius.com/2017/06/18/un-judge-aydin-sefa-akay-sentenced-7-years-jail-using-phone-app-bylock/UN Judge Aydin Sefa Akay sentenced to seven years in jail for using a phone app ByLock. ↑
14 http://www.unmict.org/en/news/president-meron-addresses-un-security-council-and-urges-release-judge-aydin-sefa-akay-detention President Meron addresses the UN Security Council and urges the release of Judge Aydin Sefa Akay from detention. ↑
15 http://www.dw.com/en/turkey-referred-to-security-council-over-imprisoned-international-judge/a-37829357Turkey referred to Security Council over imprisoned international judge. ↑
16 https://yavuzbaydar.wordpress.com/2017/06/18/stories-of-agony-ad-absurdum-the-judge-the-painter-and-the-news-ombudsman/Stories of agony ad absurdum: The Judge, the Painter and the News Ombudsman. ↑

Read 500 times
More in this category: « SORU SOR

"BYLOCK un DELİL HÜKMÜ YOKTUR" - ‎EMEKLİ ASKERÎ HAKİM DR. ÜMİT KARDAŞ

 

Emekli Askerî Hakim Dr. Ümit Kardaş ile Yeni Asya Gazetesinden ÜLKER YILMAZ CABA ile yaptığı söyleşiden bylock un delil vasfına ilişkin bir kesit Soru : Hukuk devletinde hür, bağımsız ve tarafsız yargı organlarının yetki alanındaki süreçlerin MGK ve MİT gibi kurumlarca yönlendirilmesi söz konusu olabilir mi? ‎cevap : ‎YCGK’nın Bylock ile ilgili aldığı karar hukuki olmayıp, MİT’in düzenlediği sadece isim bildiren listeleri delil olarak kabul etmek tüm ceza muhakemesi hukuku birikimini yok etmek demektir. Kişilerin bu program üzerinden örgütün hangi üyeleriyle görüştüğü ve bu konuşmaların içeriğinin ne olduğunun ortaya konulması gerekir. Kaldı ki bu içerikler hakim kararına dayalı olarak dinlenilmemiş olduğundan açıklansalar da hukuka aykırı delil oluştururlar. İletişimin hakim kararıyla dinlenilmesi durumunda dahi bu deliller asli delil olamaz. Ancak kuvvetli delillerin yanında ikincil, destekleyici delil olurlar. Sadece Bylock uygulamasını ya da banka hesaplarını, çalışma yerlerini, yazıları gerekçe göstererek mahkumiyete gidilebiliyorsa bu bizi yargısal süreçle ilgili endişelere, güvensizlik duygusuna götürür.

Emekli Askerî Hakim Dr. Ümit Kardaş

İstihbarat yargıyı yönlendiremez https://t.co/5p4kqTxNd7 https://t.co/igC0Xe93wV RÖPORTAJ: ÜLKER YILMAZ CABA Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Top