Kategori Arşivi: İnternet Medyası

  • 0

DEAŞ bombacısı Telegram kullanıyormuş, AKP teşkilatları da Telegram kullanıyor, hadi hepsini tutuklayın!

Avukat Yılmaz Mazılıgüney, 9 Aralık 2019’a attığı bir tweetle, ByLock davalarının ne kadar tutarsız ve hukuksuz olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. 

Mazılıgüney, ‘DEAŞ bombacısı Telegram kullanıyor’ başlıklı haberi hatırlatarak ‘Yıllardır verdiğim örnek. İŞİD/DEAŞ silahlı terör örgütü üyelerinin Telegram (özellikle “secret chat” özelliği) kullandığı yıllardır biliniyor. Aynı uygulamayı kullanan parti teşkilatları var. Her Telegram kullanan DEAŞ üyesidir demek saçmalıktır.

Burada kastettiğim şudur. Google Play Store ve Aplle AppStore’da yer alan bir uygulamayı kullanmak kimseyi örgüt üyesi yapmaz. Hukuka uygun elde edilmiş içerikte suç unsuru ve suça yönelik fiil olmalıdır. ByLock ve diğer uygulamalar için de durum aynıdır.’ dedi.

AKP’lilerin yoğun olarak kullandığı Telegram uygulaması ile ilgili olarak Avukat Yılmaz Mazılıgüney’in dikkat çektiği haber şöyle: 

DEAŞ bombacısı Telegram kullanıyor

Kilis’te terör örgütü DEAŞ üyesi oldukları gerekçesiyle soruşturma yürütülen Suriye uyruklu biri tutuklu 3 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi. İddianamede, tutuklu sanığın anlık mesajlaşma uygulaması Telegram üzerinden örgüt üyelerine patlayıcı eğitimleri verdiği belirtildi

Kilis’te terör örgütü DEAŞ’a yönelik soruşturma kapsamında Suriye uyruklu biri tutuklu 3 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede, anlık mesajlaşma uygulaması Telegram üzerinden örgüt üyelerine patlayıcı eğitimi verilmesine ilişkin detaylar yer aldı.

Kilis Cumhuriyet Başsavcılığınca, DEAŞ şüphelileri tutuklu Muhammed O. (21) ile tutuksuz Memun O. (47) ve Ahmed O. (19) hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.

Sanıklardan Muhammed O’nun “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçu kapsamında ağırlaştırılmış müebbet, diğer sanıkların da “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 15’er yıla kadar hapisle cezalandırılmalarının istendiği iddianame, Kilis 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

İddianamede, tutuklu sanık Muhammed O’nun DEAŞ bağlantılı Al-Saqri ağının elebaşılarından olduğu ve Türkiye ile Orta Doğu’da örgüte bağlı dış operasyonları düzenlemek ve kolaylaştırmaktan sorumlu bulunduğu belirtildi.

Bu deneme sonrası yolda yürüdüğü sırada bir arabaya konularak gözleri kapatılıp bilmediği bir yere götürüldüğünü ifade eden sanık, şu beyanlarda bulundu:

2016’DAN BERİ O UYGULAMADAN YAZIŞIYORUZ

“Beni bir eve götürdüler. Burada bana bomba yapımıyla ilgili sorular sordular, ben de cevap verdim. Bombanın hangi malzemelerle ne şekilde yapıldığı hakkında bilgi verdim. Bana Türkiye’ye döndüğümde sürekli irtibatta kalmak adına Telegram üzerinden bir şifre verdiler. Ben bu şifreyle Telegram üzerinden 2016 yılından bu yana görüşüyorum.”

Muhammed O, Telegram üzerinden iletişim kurduğu kişilerle yüz yüze görüşmesinin olmadığını öne sürerek, “Bu hesap üzerinden görüşmelerde genellikle zaten şahıslar kendi isimlerini kullanmaz. Fotoğrafları olmazdı, gruptan yazışmaları yapardık.” dedi.

Grupta yapılan paylaşımlardan sonra alınan bilgileri hiç kimsenin ne için kullandığını anlatmadığını ifade eden sanık, şunları dile getirdi:

BOMBA YAPILMASI BİLGİSİ VERDİM

“Telegram hesabı üzerinden kimse bana bir keşif veya eylem teklifinde bulunmadı. Ben sadece kimyaya ilgimden dolayı bomba yapılmasına yönelik bilgiler verirdim ancak bu bilgiler sonunda bomba yapıp yapmadıklarını, yaptılarsa nerede kullandıklarını bilmiyorum. Zaten Telegram üzerinden eylem planı ya da eyleme yönelik keşif gibi konular konuşulmazdı.”

Muhammed O, grubun yöneticisi olan kişilerin Telegram hesabındaki görüntülerin paylaşılması yönünde talimat verdiğini anlatarak, hesabında ele geçirilen görüntüleri bu nedenle paylaştığını bildirdi.

Ahmed O. ve Memun O. ise suçlamaları reddederek, serbest bırakılmalarını talep etti.


  • 0

BM düşünce ve ifade özgürlüğü raportörü Kaye: ByLock baskı için sadece bir bahane

Birleşmiş Milletler düşünce ve ifade özgürlüğünü geliştirme özel raportörü David Kaye, Türkiye’deki Bylock konusunun baskı için sadece bir bahane olduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler düşünce ve ifade özgürlüğünü geliştirme özel raportörü Prof. Dr. David Kaye, Twitter’da Avrupa Parlamentosu eski milletvekili Marietje Schaake’nin sosyal medya özgürlükleri ile yaptığı açıklamaları değerlendirdi.

Bir takipçisinin Türkiye’deki Bylock konusunu hatırlatması üzerine David Kaye, “Bylock sadece baskı bir bir bahane. Öyle değil mi? Onun (Schaake) Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’deki insan hakları ve diğer konularda yoğunlaşan en önde gelen isimlerden birisi olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda Bylock daha anlamlı oluyor.” dedi.

David Kaye, California Üniversitesi’nde hukuk profesörü olarak görev yapıyor.

Kaye’nin uzmanlık alanı kamu uluslararası hukuku, uluslararası insani haklar, insan hakları ve uluslararası ceza hukuku.

Prof. Dr. David Kaye, 2014 yılı Ağustos ayından beri Birleşmiş Milletler düşünce ve ifade özgürlüğünü geliştirme özel raportörü olarak görev yapıyor.


  • 0

Yüksek yargıçları ‘örgüt üyeliği’nden mahkum eden hakim Burhan Karaloğlu’nun oğlu da Bylock mağduru

Yargıtay eski üyesi Hüsamettin Uğur’a (54), Bylock kullandığına dair tespit yapılmadığı halde 10 yıl 6 ay hapis cezası veren mahkeme heyetinin başkanı hakim Burhan Karaloğlu’nun oğlu hakkında Bylock davası açıldı.

Eski yargıtay üyesi, 25 yıllık hakim Hüsamettin Uğur’a ceza veren Yargıtay 9. Ceza Dairesinin Başkanı Burhan Karaloğlu’nun oğlu da Bylock mağduru oldu. Furkan Karaloğlu Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesinde hakkında açılan davada 5 yıldan 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.

Olayı Hüsamettin Uğur’un kızı Nalan Dilara Uğur Twitter hesabından “Bylock’u bile olmayan babama 10.5 yıl verilen, karar duruşmamızda heyet başkanı olan Burhan beyin oğlunda Bylock çıkmış :)” diyerek duyurdu.

Hüsamettin Uğur (solda), Burhan Karaloğlu.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi yüksek yargı organlarında görev yapan hakimlerin davalarına bakan Karaloğlu da 2011’de seçilen Yargıtay üyeleri aralarında bulunuyor. O yıl seçilen tüm üyeler, Cemaat soruşturması kapsamında fişlenmiş ve ‘örgüt üyesi’ yaftalamasına maruz kalmıştı.

18 Temmuz 2016’da gözaltına alınan 9 Ekim 2016’dan bu yana hücrede bulunan Hüsamettin Uğur, Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanmış ve 28 Şubat 2019’da 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

O BAKANIN SÖZLERİNİ MAHKEMEDE HATIRLATTI

Yazdığı Vergi Hukuku kitabı dosyasında delil olarak bulunan Hüsamettin Uğur, mahkemede kendini şöyle savunmuştu:

“Üyesi olarak suçlandığım örgütün kuruluş tarihi nedir? İddianameye bakılırsa örgütün geçmişi 50 yıldan fazladır. Bu nasıl bir örgüttür ki 50 yıl boyunca hakkında 2017 yılına kadar kesinleşmiş bir yargı kararı yoktur? Hatta 2008 yılında Yargıtayın en üst karar mercii olan CGK örgüt yöneticisi hakkında verilen beraat kararını tasdik ediyor. Bu nasıl bir silahlı terör örgütü ki 2013 yılı sonuna kadar devletin hemen hemen bütün kurum kuruluşları her türlü kamu imkanını tahsis ediyor…

MÜSAADENİZLE YAV HE HE DEYİP GEÇİYORUM

Terör örgütünün yayın organı diye Zaman Gazetesinde telif karşılığı yazı yazan, geçmişte Marksist halihazırda liberal ve demokrat bir insan olan Şahin Alpay ‘darbeci’ diye suçlanırken, o gazete son güne kadar Yargıtay’da ücretsiz dağıtılıyordu.

Türk yargısı açısından çözülmesi namus borcu olan ne kadar olay varsa -Hrant Dink cinayeti, Roboski olayı, Rus uçağının düşürülmesi, Rus büyük elçinin öldürülmesi, hatta 15 Temmuz darbe girişimi- FETÖye yüklenmiştir, müsaadenizle ‘yav he he’ diyerek geçiyorum.

Bir darbe girişimi düşünün ki daha darbeciler F-16’larla Ankara üzerinde uçarken, girişim bastırılmamışken, iki yüze yakın yüksek yargı üyesi ve üç bine yakın hakim savcı hakkında soruşturma başlatılıyor birkaç günde hepsi gözaltına alınıp tutuklanıyor.

Darbeciler hem bilfiil hem de TRT’de okutturdukları bildiriyle Anayasayı çiğnerken Anayasal kurumlar olan HSYK ve Türk yargı mensupları darbecilerle yarışırcasına Anayasayı ihlal ediyor. Bu bağlamda HSYK Başkanvekili M. Yılmaz’ın ‘darbe öyle değil böyle yapılır’ mesajı manidardır.

BU BİZE ALLAH’IN LÜTFUDUR SÖZÜ GİZEMİNİ KORUYOR

Cumhurbaşkanının darbe hakkında söylediği ‘Bu bize Allah’ın bir lütfudur’ sözü manidar olmanın ötesinde gizemini koruyor.

“Erdoğan darbeyi ne zaman öğrendi?”

“Hukuk devleti miyiz, guguk devleti mi?”

HAKİMLERE TEK SEÇENEK BIRAKILDI: BİAT

Enis Berberoğlu davasında kaç defa heyet değişti takip edemedim. Bizi de hiçbir delil olmadan tutuklayan hakim Yunus Süer hoşa gitmeyen bir karar verince (Birol Erdem’in eşini tahliye edince) kendisini Çorum’da buldu. Gözünü Çorum’da açmak istemeyen hakimlere tek seçenek bırakıldı: Biat.

AİHM’de görev süresi geçen yıl nisanda dolan Türk Yargıç Işıl Karakaş’ın yerine Türkiye’nin önerdiği üç kişilik aday listesi üç kere ‘yetersiz’ bulunup geri çevrilmiş! Bu ayıp bize yeter.

Bana isnad edilen suç ile ilgili somut bir fiil gösterilmezse ve bu suçu hangi tarihte işlediğim belirtilmezse ben kendimi nasıl savunacağım? Modern çağdaş ceza hukuku FİİLLERİ yargılar, maddi ceza hukukumuz Ortaçağın gerisine FAİL ceza hukukuna mı döndü?

DOĞUŞTAN MI SUÇLUYUM!

Bana isnad edilen suçun tarihini, başlangıcını/bitimini iddianameye yazmamışsınız. İddianameye göre, örgüt 1966’da kurulmuş. 1965 yılında doğduğuma göre Hristiyanlıktaki ‘doğuştan günahkar’ anlayışı gibi doğuştan mı suçluyum?

Suç fiili gösterilmeden soyut suçlama karşısında ‘ben suçsuzum’ demekle kişi suçsuzluğunu ispat etmiş olur. Bundan sonrası, aksinin ispatı, iddia makamına aittir, ama bana çalıştığın kurumun, Yargıtayın yemeğine katılmışsın demesin.

Örgüte üye olduğuma dair bir tarih verilemiyor, delil gösterilemiyor. Peşinen suçlu ilan edilmişim, suçlu olmadığımın ispatı benden isteniyor!

ÖNÜNÜZDEKİ DOSYA İLE YARGILAMA YAPTIĞINIZA İNANMIYORUM

Bu yargılamanın önünüzdeki dosya ile yapıldığına inanmıyorum. İnanıyorum ki bu dosyadan başka bir dosya vardır. Gölge/gizli dosya mı denir yoksa asıl dosya mı, bilmiyorum ama bir başka dosya olmalı ki önünüzdeki dosyaya rağmen bu dava açılmış ve 19 aydır tutuklu yargılanıyorum.

Bekliyorum ve inanıyorum ki ‘yaklaşıyor yaklaşmakta olan’. Acılar kederler makam mevkiler gelir geçer, karaktere zeval gelmesin. Alnım açık, vicdanım rahat. Cismen tutuklu olsam da ruhum serazat… Ruhen, vicdanen tutuklu olanlar düşünsün…”

35 SAAT AÇ SUSUZ BIRAKILDILAR

Hüsamettin Uğur’un mahkeme sırasında ve cezaevinde yaşadığı hak ihlallerini kızı Nalan Dilara Uğur Twitter hesabından paylaşmıştı:

“Babamın da içlerinde bulunduğu 16 temmuz sabahı itibariyle hiçbir resmi evrak kendilerine ibraz edilmeden gözaltına alınmaya başlayan yüksek yargı üyeleri 4 günlük gözaltı sürelerinde 35 saat aç susuz bırakıldılar adliye binasında elleri kelepçeli olarak dolaştırıldılar.

Gece yüzden fazla kişiyle adliye mescidinde kelepçeli olarak geçirdiler. Babamın anlatımına göre sırt sırta uyudular. 1. sınıf hakimlerin kanun gereği Yargıtayda yargılanmaları gerekirken yeni başlamış, kıdemsiz tek hakim tarafından yargılanıp gerekçesiz bir kararla tutuklandılar.

Sincan T Tipi Cezaevinde 8 kişilik koğuşlara 30 kişi yerleştirildiler. Yer yataklarına rağmen yatacak yer yeterli değildi, dönüşümlü uyudular. 3 ayı bu şekilde geçirdiler. 9 Ekim 2016’da aniden ‘bizle geliyorsun’ denilerek koğuşlardan alınıp farklı araçlara bindirildiler.

Hiçbir açıklama yapılmadan cezaevlerine nakledildiler. Cezaevine gidene kadar nereye götürüldükleri hakkında bilgi vermediler. Aynı şekilde bize ‘nakledildi ama nereye olduğu hakkında bilgi veremiyoruz, arayıp sorun cezaevlerine’ denilerek tek tek cezaevlerini sorgulamamızı istediler.

HÜCRE DEĞİL TEK KİŞİLİK ODA!

Cezaevlerinde 10-14 hücre bulunurken yeni yapılan Kırıkkale Keskin Cezaevine 102 hücre inşa ettiler. İnsanlık suçu deyince burası hücre değil tek kişi “oda” dediler. Odaları inşaat kalıntılarıyla doluydu, toz toprak içindeki odada yere bile basılmıyordu.

Babamın anlatımıyla temizlik malzemeleri bile doğru düzgün verilmedi. Tırnaklarıyla kazıyarak temizlediler. Keskinde geçen süre zarfında da hücrede olmaları zaten başlı başına işkenceyken ilk hafta avluya çıkmalarına izin vermediler. İlk iki gün içecek su vermediler.

Zaman zaman ‘Keskinin suyu kuyudan çekiliyor, yetmiyor’ diyerek aylarca musluklarından su vermediler. Sıcak suyu haftada bir gün, bir saat verdiler. Soğuk değil diyerek demir yataklı, demir dolaplı beton odaların kaloriferlerini yakmadılar, nevresimleri değiştirmediler, yıkamadılar.

Cezaevlerindeki hükümlülerin haftada bir sahada maç yapmalarına izin verilirken, top alıp avluda oynamalarına izin verilirken, tiyatrolar, sinemalar düzenlenirken henüz hüküm giymemiş olan yüksek yargı üyelerine bu imkanlar tanınmadı.

BOMBOŞ BİR İDDİANAME

Bir odada bir başınızasınız, elinizdeki tek imkan kağıt kalem. Yazdıklarınız bile kontrol ediliyor. Günde bir saat avlu izniniz var, avluyu filmlerdeki gibi düşünmeyin, sadece 3 kişi çıkıyorsunuz, 10 adımlık mesafeniz var. Onun dışında hep odanızda tek başınızasınız.

Diğer kısıtlamaların yanı sıra kitap vermiyorlar, fetö sanıklarına eğitim faaliyeti yasak diyorlar. 6 ay sonrasında kitap okumaları eğitim faaliyetine girmiyormuş yanlış anlamışız diyerek ayda 3 kitap vermeye başlıyorlar. YANLIŞ ANLAMIŞIZ? OKUYABİLİRSİNİZ? AYDA 3? (ÜÇ)?

Hayatınız boyunca bir şeyler okumuşsunuz, 25 yıllık hakimsiniz. Kitap okumuşsunuz, dosya okumuşsunuz, makale okumuşsunuz ama hep okumuşsunuz ve size ayda sadece 3 kitap verip (maksimum 5 günde bitiyor). Dışarıya karşı cezaevlerimiz mükemmel, biz onlara kitap veriyoruz diyorlar.

Aklıma gelen her şeyi yazmaya çalıştım, işte böyle bir serüven içinde, bu şartlar altında 482 gündür tutuklu babam. 402 günü hücrede geçti, geçmeye de devam ediyor. 16 ayın ardından bir iddianame hazırladılar bomboş. Oh be dedik duruşması olur yakında, çıkartırlar zaten, dosya boş.

Hoop yeni bir açıklama yaptılar, soruşturmanın tekrarlanmasını istemişler savcılıktan. 16 aydır anca yaptıkları soruşturmayı sil baştan yapın demişler. Hiçbir şey bulamayınca mı başvurdular yoksa bir 16 ay daha soruşturuyoruz deyip içeride tutmak için mi yaptılar pek anlamadım.

ARKADAŞIMIN BABASI HÜCREDE ÖLMESİN DİYE VEFATINDAN ÜÇ GÜN ÖNCE TAHLİYE EDİLDİ

Hukuk fakültesinde öğretilen her şeyin aslında koca bir paravandan ibaret olduğunu gördüm, görmeye de devam ediyorum. Lojman hayatında beraber büyüdüğüm, hukukçuların içine doğmuş, adliyede büyümüş nice arkadaşım var, aynı şeyleri ya da daha fazlasını yaşayan.

Bir çocukluk arkadaşım var. Babası hareket dahi edemezken, felçken, kaçma tehlikesi var denilerek ağır bir ameliyattan çıkmışken hasta haliyle hücrede tutuldu. Babasını görmesine izin verilmedi. Vefatından 3 gün önce tahliye edildi, hücrede öldü denilmesin diye.

Bir arkadaşım var, annesi de babası da aynı anda tutuklanan. Tek çocuk bir başına her şeye yetişmeye çalışan. Bir arkadaşım var (ilkokuldan, sıra arkadaşım). 3 küçük kardeşiyle bir başına kalan, çocuklar kimsede durmadığı için sürekli onlarla ilgilenmek zorunda olan.


  • 0

‘ByLock verilerinin hiç bir delil değeri yok’

Avukat Levent Mazılıgüney, kişisel Twitter hesabından ByLock davalarına dair CMK 134 ve 135. Maddeleri kapsamında yeni değerlendirmelerde bulundu. Kişisel iletişim verilerinin CMK 135. Maddeye göre hakim kararından önce alınarak delil olarak kullanılamayacağını belirten Mazılıgüney, tesadüfi olarak elde edilen bir veriye dayanarak soruşturma açılsa bile verilerin hiçbir şekilde delil hükmüne geçemeyeceğini vurguladı.

CMK 134 ve 135 kapsamında ByLock başta olmak üzere her türlü iletişim içeriğinin elde edilmesi konularında bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Her konunun, siyasetten uzak, hukuk çerçevesinde ve insan hakları temelli tartışılmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Değerli dostlar, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (24/04/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K. sayılı kararı) ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (26/9/2017 T., 2017/16.MD-956 E., 2017/370 K. sayılı karar) ByLock bilgilerinin 2-(yazışma içerikleri, CGNAT kayıtları ve IP adresleri vb.)

Elde edilme yöntemini CMK’nın 134. maddesi kapsamında değerlendirip, 135. madde kapsamında değerlendirmemesinin üzerinde duracağım. Elbette hukuka uygunluğu üzerinde de tartışmak istiyorum. Konuyu ByLock ile sınırlı düşünmeyelim. Her türlü iletişim içeriği gündemde olabilir.

Acaba, hakkında iletişiminin dinlenmesi ya da kayda alınması kararı verilmemiş bir kişinin bilgisayarında CMK’nın 134. maddesine göre yapılan aramada, kişinin bu bilgisayar üzerinden gerçekleştirdiği ve ancakCMK’nın 135. maddesine göre elde edilebilecek iletişim bilgilerinin de elde edilmesi mümkün müdür ve bu şekilde elde edilen deliller hukuka uygun mudur?

Her iki kararda da, CMK’nın 135. maddesine göre elde edilen iletişimin dinlenilmesine veya kayda alınmasına ilişkin hususların, verilmiş hakim kararına dayanılarak “halen ve gelecekte yapılacak” haberleşmelere ilişkin olduğu ve kararda belirtilen süreden önceki ve sonraki iletişimim dinlenilmesi ve kayda alınması mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Kararlarda yer verilen hususlar, CMK’nın 135. maddesi gereğince ve haberleşme hürriyetiyle ilgili verilen tedbir kararlarıyla ilgili olup, bunları 134. madde kapsamında değerlendirmek mümkün değildir.

Zira 134. maddede düzenlenen tedbir, bilişim sistemleri üzerinde haberleşme dışındaki sabit bilgi, veri ve programlardan delil elde edilme yöntemini düzenlemektedir.

Bu açıklamalardan sonra yukarıdaki soruya cevaplamak gerekirse; öncelikle, bu soruya olumlu cevap verebilmek mümkün değildir. Zira haberleşmeye ilişkin yazışma içerikleri kişinin kullandığı bilgisayarda kayıtlı da olsa, bu içeriklere ulaşılması CMK’nın 135. maddesine göre verilmiş bir hakim kararına bağlıdır ve yalnızca bu kararda belirtilen süre kadar görüşme içerikleri dinlenip kaydedilebilir.

Yani, belirtilen zaman diliminden önce ya da sonraki bir zamanda görüşmelerin dinlenip kayda alınması mümkün değildir. Yine, yukarıdaki kararlarda yer verildiği üzere, kişinin geçmişte gerçekleştirdiği iletişimine ilişkin bilgiler haberleşmenin dinlenmesi ve kayda alınması değil “iletişimin tespiti” olup, bu tespit kapsamında haberleşme içeriğinin öğrenilmesi mümkün değildir.

ByLock özelinde, kararlarda, Bylock sunucusunda kayıtlı yazışma içeriklerinin elde edilmesiyle ilgili CMK’nın 135. maddesine göre “geçmişe dönük olarak” verilmiş bir mahkeme kararından da bahsedilmemektedir.

Haberleşmenin gizliliği kapsamında korunan yazışma içeriklerine CMK’nın 134. maddesine dayanılarak yapılacak bir arama sonucu ulaşılabileceğini söylemek ve kararlarda yer verildiği üzere yazışma içeriklerini 134. madde kapsamında “kaydetme” olarak değerlendirmek mümkün değildir. Aksinin kabulü, 135. maddeye göre elde edilmeyecek bir delile 134. maddenin uygunsuz kullanılması suretiyle ulaşılması anlamına gelir.

Eğer bu şekilde elde edilecek bir delil hukuka uygun kabul edilecekse o zaman CMK 135. maddesine ne gerek vardır?

Konuyla ilgili yazdığı makalede e-postaların takibiyle ilgili hususları değerlendiren Ersan ŞEN şunları söylemiştir: “…e-posta, insanların görüş alışverişinde bulunup bilgi paylaşması vasıtası olması sebebiyle de haberleşme hürriyetinin kapsamında kabul ve koruma görür.

Bireyin e-posta üzerinden yaptığı görüşmeler, CMK m.134’de düzenlenen bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yoluyla takip edilemez. Çünkü e-posta, bilgisayarda duran sabit bilgi, veri ve program olmayıp, tümü ile Anayasa m.22 kapsamında değerlendirilmesi gereken haberleşme hürriyetinin bir kullanım şeklidir.” (Ersan ŞEN: “E-Posta Takibi”)

ByLock (ya da başka bir uygulama) bilgilerinin elde edilmesinin e-posta içeriklerinin elde edilmesinden bir farkı bulunmayıp, haberleşme hürriyeti kapsamında korunan bu bilgilere de ancak CMK’nın 135. maddesine uygun olarak verilen hakim kararı ve bu kararda belirtilen süre zarfıyla sınırlı olarak ulaşılabilir ve daha sonraki bir tarihte 134. maddeye göre yapılan arama kapsamında ulaşılan bilgilerin delil olarak kabulünün mümkün olmadığını değerlendiriyorum.

Elde edilen bilgilerin CMK’nın 138/2. maddesi gereğince tesadüfen elde edilen delil olduğu ve C.savcısına haber verilerek bu konuda yeni bir soruşturma başlatılabileceği ve 135. madde kapsamında yeni bir tedbir kararının alınabileceği iddia edilebilir.

Ancak daha önce de belirtildiği üzere, tesadüfen elden edilen delilin delil olarak değerlendirilebilmesi, usulüne uygun şekilde elde edilmiş olmasına bağlıdır. Aramayla ilgili hâkim veya savcı kararı yoksa ya da arama usulüne uygun yapılmamışsa başka bir suçla ilgili tesadüfi delil elde edilse bile bu delilin hukuki değeri olmayacak ve yargılamada kullanılamayacaktır. Haberleşme hürriyetine ilişkin olan ByLock bilgilerinin ancak CMK’nın 135. maddesine göre elde edilebileceği ve bu konuda verilmiş bir hakim kararının bulunmadığı dikkate alındığında, Yargıtay’ın imaj alma işlemi için yapılan başvuruyu CMK’da olmamasına rağmen geçmişe dönük arama olarak ve 134. maddesi kapsamında değerlendirip, konuyla ilgili 135. madde kapsamında böyle bir değerlendirme yapmaması karşısında, 134. maddeye uygun olarak elde edildiği kabul edilse bile, 135. maddeye uygun olarak elde edilmeyen bu bilgilerin tesadüfen elde edilmiş delil olarak kabulü de mümkün değildir.

Ayrıca, elde edilen bilgilerin saklanma süresi 5809 sayılı Haberleşme Kanununa dayanılarak çıkarılan Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği ve Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Gizliliğinin Korunması Hakkında Yönetmelikte belirtildiği üzere en fazla bir yıldır ve bu bilgilerin ele geçirildiği tarih itibariyle saklanmaları gereken bir yıllık süre dolmuş ve bu bilgiler yasak delil haline gelmiştir.

Hiçbir surette yargılamada kullanılabilmeleri mümkün değildir. Kısaca, ByLock (veya başka bir iletişim uygulaması) bilgilerinin CMK’nın 135. maddesine göre elde edilmesi gerekirken 134. maddeye göre elde edildiğinin belirtilmesi ve Yargıtayca incelemenin 134. maddeye göre yapılmış olmasının CMK’ya aykırı olduğu gibi 5809 sayılı Kanuna da aykırı olduğunu değerlendiriyorum.
Konunun bu açıdan da tartışılması ve hukuk içinde her türlü tartışmanın olağan olması faydalı olacaktır.

İncelediğim içeriklerin çoğunluğunda hiçbir suç unsuruna rastlamadım ve yalnızca bir uygulamanın kullanılmasını Silahlı Terör Örgütü üyeliğiyle bağdaştıramıyorum. İçeriğinde suç unsuru yoksa beraat olmalı argümanını bir türlü anlatamadık. Belki böyle fayda sağlarız.

Her zaman söylediğim gibi, yanılıyor olabilirim. Tek doğru benim söylediklerim, yazdıklarım değildir. Her konu hukuk, bilim ve tabii ki vicdan çerçevesinde tartışılabilirse insanlarımız çok daha huzurlu olacaktır.
Faydalı olmasını dileyerek saygılarımı sunuyorum.


  • 0

Kenneth Roth: Türk Hükümeti ByLock konusunda paranoyakça davranıyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü Koordinatörü Kenneth Roth; 20 ve 21 Ocak 2019’da paylaştığı iki ayrı twitte, Erdoğan Rejimi’nin ByLock konusundaki yaklaşımını ‘Paranoyakça‘ olarak nitelendirdi.

Kenneth Roth, 100 binden fazla kisinin ByLock adlı anlık mesajlaşma uygulamasını indirdiğini, Paranoyak Türkiye hükümeti icin ‘Bylock indirenlerin darbe planlayıcısı olduguna dair kesin delil(!)’ kabul edildiğini, hakim Murat Arslanın ByLock kullandığı için 10 yıl mahkumiyet aldığını, ByLock kullanmanın hiçkimseyi darbeci yapmayacağını belirtti.

İŞTE KENNETH ROTH’UN O TWEET’LERİ


PARANOİD (PARANOYAKLIK) NEDİR


  • 0

Av. Tarık Önel’den çarpıcı ByLock paylaşımı

Ankara Barosu avukatlarından Tarık Önel, ByLock hakkında verilen beraat  karaları ile ilgili çarpıcı bir tweet paylaştı.

Tweet’inde Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Bylock Beraat kararı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Önel, şunları kaydetti:

Kahramanmaraş 3. ACM Bylock Beraat Kararı: Dikkatimi çeken husus; mahkeme beraat kararı verirken Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. CD’nin bylock ile ilgili vermiş olduğu beraat kararını gerekçede belirtmiştir. Yani mahkemelere BAM kararlarından da bahsetmek gerekmektedir.

https://twitter.com/av_tarik

👋


  • 0

Bir ByLock Cinayeti: Albay İsmail Gül’ün akıllara durgunluk veren hikayesi

Türkiye’de yaşanan on binlerce ByLock hikayesinden birini dinleyeceksiniz

Emekli albay İsmail Gül, Kıbrıs gazisi. Yıllarca Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda ülkesi için hizmet etti.

Kıbrıs Barış Harekatı dahil birçok başarılı harekat ve operasyon da görev aldı.

Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan 1996 yılında, yani bundan tam 22 yıl önce emekli oldu.

Türkiye’deki yüz binlerce insan gibi onun hayatı da, bir gecede altı üstü oldu.

2017’nin Temmuz ayında, diş hekimi olan oğlu Ahmet Gül’ün telefonundan ByLock yazılımı olduğu iddia edilerek bir KHK ile sorgusuz sualsiz tüm hakları elinden alındı.

Yıllarca onuruyla taşıdığı rütbeleri söküldü ve er yapıldı.

Bu iftiraya kalbi dayanamayan Albay Gül, 11 Aralık 2017 de hayatını kaybetti.

Cenazesinde askeri tören dahi yapılmadı.

Halbuki aynı dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz şaibeli darbe girişiminin önde gelen isimlerinden olan Tümgeneral Mehmet Dişli’nin kardeşi AKP’li eski vekil Şaban Dişli’yi ‘Cumhurbaşkanlığı Danışmanı’ olarak atadı.

Peki daha sonra ne mi oldu?

Albay İsmail Gül’ün ölümüne sebep olan ByLock listesi değişti.

‘Pardon’ denilerek, önce diş hekimi Ahmet Gül’ü listeden çıkardılar, ardından da Kıbrıs Gazisi Baba İsmail Gül’e mezarında iade-i itibar yapılarak rütbesi geri iade eildi.

Eşi Sevinç Gül yaşadıklarını şöyle anlattı: O Yaz çok güzel geçiyordu. Bir gece yarısı, yakın bir akrabamız arayıp KHK listesinin haber verdi. Eşimin yüzünü ne hale geldiğini anlatamam Kıbrıs Savaşı’ndan geldiğinde bile yüzünü böyle görmemiştim. Cenazesinde askeri tören dahi yapılmadı daha sonra ByLock listesi güncellendi. Oğlum yeni listede yoktu bunun üzerine eşime rütbesi tekrar iade edildi er olarak girdiği mezarda tekrar Albay yapıldı.


A ByLock Murder: The mind-blowing story of Colonel İsmail Gül

Now, you are going to listen one of tens of thousands of sorrowful stories of Bylock.

Now, you are going to listen one of tens of thousands of sorrowful stories of Bylock.

The retired Colonel İsmail Gül is a veteran from the operation of Cyprus. He served to the Navy for years. He participated in many different operations and campaigns including Cyprus Peace Operation. He was retired from Turkish Coast Guard Command in 1996, precisely 22 years before now.

Just like hundreds of thousands of people, his life is completely changed in just one night. All his rights were taken away from him without question in July 2017 by a decree-law because his dentist son, Ahmet Gül, had allegedly Bylock installed to his phone.

His rank, which he carried with honor for years were degraded and he was made a simple private soldier. Colonel Gül, whose heart could not withstand this slander, passed  away in 11 December 2017. There was no even military ceremony during his funeral.

However, at the same time, President Erdogan assigned former MP of AKP Şaban Dişli, who is the brother of Major General Mehmet Dişli who is one of the significant people in 15th July as advisor.

What happened then? The Bylock list which caused the death of Colonel İsmail Gül was changed. First, Dentist Ahmet Gül was removed from the list by saying “Sorry” and then, his father, the Cyprus Veteran İsmail Gül’s ranks were returned and his honor was restored when he was in grave.

His wife, Sevinç Gül told the things they went through as following: “ That summer was very good in fact until then. One night, one of our close relatives called and told us about the Decree-Law lists. I can’t tell you how my husband’s face changed. I didn’t even see him like this when he came back from Cyprus. During his funeral, there was no military ceremony. Then the Bylock list is updated and my son was not in the new list. After this, my husband’s rank was returned to him. He was made a Colonel in the grave where he entered as a Private.”


  • 0

ByLock yüklemek de kullanmak da suç değildir!..

Av.Murat Akkoç, ‘Her hangi akıllı bir telefon uygulamasını bu bylock olabilir, WhatsApp olabilir, başka bir uygulama olabilir indirmek ve kullanmak suç değildir.’ dedi.

Erkam Tufan’la 30 dakika programına katılan Akkoç, *AİHM bu kararları bozacaktır .çünkü bu şucların ömrü AKP iktidarının ömrü kadardır.’ şeklinde konuştu. @avmuratakkoc


İŞTE PROGRAMIN TAMAMI


  • 0

Taner Kılıç hakkındaki ByLock iddiaları gerçeği yansıtıyor mu?

Hak savunucusu Taner Kılıç 9 Haziran 2017’de tutuklandı ve o günden bu yana özgürlüğünden mahrum. Taner, dünyanın en büyük insan hakları hareketi olan Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Şubesi kurucularından ve 2014’ten beri şubenin Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyor.

“Devamı…”

  • 0

Alparslan Kuytul: Bunlar sıradan vatandaş. Bunlardan darbeci olmaz

Furkan Vakfı Başkanı Alparslan Kuytul, “Yargıtay’ın verdiği ByLock kararı hatalı.” dedi.

Kuytul, ” Yargıtay verdiği kararla hükümetin iyice önünü açtı. ByLock’u 100 binlerce insan kullanmış. Bunlar sıradan vatandaş. Bunlardan darbeci olmaz.” şeklinde konuştu.

“Devamı…”