Kategori Arşivi: Genel

  • 0
Working Group on Arbitrary Detention

BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu: ByLock kullanmak, haberleşme ve ifade özgürlüğüdür

BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu, hakim Melike Göksan  ve Mehmet Göksan kararı ile ByLock kullanmanın haberleşme ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, başvuranların bu nedenle tutuklanmalarının ‘Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 19. maddesine’ aykırı olduğuna  karar verdi.

BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu,  Melike Göksan  ve Mehmet Göksan kararına BU LİNKTEN ulaşabilirsiniz.

TÜRKÇE METİN

İnsan Hakları Komisyonu

Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu

Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu tarafından 85. oturumda benimsenen görüşler, 12-16 Ağustos 2019

Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’a ilişkin görüşler No.53/2019 

1. Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu 1991/42 sayılı İnsan Hakları Komisyonu kararı ile kurulmuştur. 1997/50 sayılı karar ile Komisyon, Çalışma Grubu’nun yetki sahasını genişletmiş ve sınırlarını açığa kavuşturmuştur. 60/251 sayılı Genel Kurul kararı ve 1/102 sayılı İnsan Hakları Komisyonu kararı doğrultusunda Konsey, Komisyon’un yetki süresini onaylamıştır. Yakın geçmişte Konsey, 33/30 sayılı karar ile Çalışma Grubunun görev süresini üç yıllık bir süreyle uzatmış bulunmaktadır. 

2. İşleyiş yöntemleri (A/HRC/36/38) uyarınca, Çalışma Grubu 15 Mayıs 2019 tarihinde Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’a ilişkin olarak Türk Hükümeti’ne bir ileti tebliğ etmiştir. Hükümet iletiye 15 Temmuz 2019 tarihinde cevap vermiştir. Türkiye, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne taraf bir devlettir. 

3. Çalışma Grubu, aşağıdaki hallerde hürriyetten yoksun bırakmanın keyfi olduğu yönünde karar vermektedir.

a. Hürriyetten yoksun bırakma durumuna dair herhangi bir yasal gerekçe öne sürmek açıkça imkan haricinde bulunduğunda (bir kimsenin cezasının infazının tamamlanmasından sonra veya kendisi i.in geçerli bir af yasasının mevcudiyetine karşı hala gözaltında tutulduğu haller gibi) (kategori I);

b. Hürriyetten yoksun bırakma durumu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 7,13,14, 18, 19, 20 ve 21 kapsamında ve taraf devletler söz konusu olduğunda Sözleşme Madde 12, 18, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27 kapsamında garanti altında alınan haklar veya özgürlüklerin kullanılmasından kaynaklı olduğunda (kategori II)

c. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve söz konusu ülkelerce kabul edilen ilgili uluslararası belgeler kapsamında tesis edilen adil yargılanma hakkına ilişkin uluslararası normların kısmen veya tamamen ihlal edilmesi, hürriyetten yoksun bırakma hakini keyfi bir karaktere sokmak için yeterli ehemmiyete sahip olduğunda (kategori III)

d. Sığınmacılar, göçmenler veya mülteciler, idari veya adli denetim veya yargı yollarına başvurma olacağı tanımaksızın uzun süreli idari gözaltına maruz bırakıldığında (kategori IV)

e. Hürriyetten yoksun bırakma durumu, uluslararası hukukun doğum yeri, uyruk, etnik veya sosyal köken, dil, din, ekonomik koşullar, siyasi veya diğer fikirler, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik veya diğer durumlara dayalı ayrımcılık halleri temelinde bir ihlalini meydana getiriyor ve insanların eşitliğinin yok sayılmasını hedefliyor yahut bununla sonuçlanıyor olduğunda (kategori V)

Sunulan Bilgiler

Kaynaktan Aktarılan Bilgi

4. Melike Göksan 1990 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Adana’da bir ağır ceza mahkemesinde hâkim olarak görev yapmaktadır. Mehmet Fatih Göksan 1990 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve kendisi de aynı zamanda Adana’da bir ağır ceza mahkemesinde hâkimdir. Mehmet Fatih Göksan’ın ilk tutukluluğunun ardından açığa alınmıştır. Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan evlilerdir.

(a)  Bağlamsal Arka Plan

5. Kaynak, 2016 Temmuz ayında darbe girişiminin hemen sonrasında, 4200’ün üzerinde hâkim ve savcı HSYK kararnamesi tarafından meslekten ihraç edilmiştir. Takip eden HSYK kararı ile Ekim 2016’da 189 hâkim ve savcı daha meslekten ihraç edildiğini açıklamaktadır. Daha sonra, 13 Ekim 2016’da Ankara Başsavcılığı tarafından 189 hâkim ve savcı için silahlı terör örgütü FETÖ’ye üye olmaktan dolayı gözaltı ve tutuklama kararı çıkarılmıştır.

(b) Gözaltı ve Tutuklama

6. Kaynağa göre, 14 Ekim 2016 tarihinde gece yarısı saat 2’de, yapılan ev aramasının ardından, Bayan Göksan evinde polis kuvvetleri tarafından hakkında yakalama kararı olduğu gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Aynı gün, Adana İkinci Sulh Ceza Mahkemesi, Bayan Göksan’ı Tarsus cezaevine göndermiştir.

7. Bay Göksan’a ilişkin olarak, kaynak, Bay Göksan ilk olarak 19 Temmuz 2016’da gözaltına alındığını bildirmektedir. Ertesi gün adli kontrol şartıyla salıverilmiştir. 5 Eylül 2019 sabah saat 9 civarlarında, evine doğru araba sürerken ikinci kez gözaltına alınmıştır. Aynı gün tutukluluğuna karar verilmiş ve akabinde Osmaniye Cezaevi’ne gönderilmiştir. Sonraki aşamalarda Bay ve Bayan Göksan’ın dava dosyaları birleştirilmiştir.

8. Kaynak, tutukluluklarının ardından Bay ve Bayan Göksan’a tutuklulukları için bildirilen tek gerekçenin kendilerinin FETÖ üyesi olmaları olduğunu ifade etmektedir.

9. Kaynak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 88.maddesi hâkimlere yönelik yakalama ve sorgu usulünü düzenlediğini belirtmektedir. Ancak yetkililer terör örgütü üyesi olarak Bay ve Bayan Göksan’ın ağır suç işlediğini ve buna bağlı olarak tutuklandıkları sırada suçüstü halinin söz konusu olduğunu iddia etmektedir. Kaynak, tutukluluğun yasallığına itiraz etmektedir. 

10. Kaynak ayrıca, 2802 sayılı Kanun’un 84.maddesine aykırı olarak, Bay ve Bayan Göksan’a, aleyhindeki iddialara cevap verme fırsatı verilmediğini iddia etmektedir. Ayrıca, aynı kanunun 85.maddesine aykırı olarak, Adana İkinci Sulh Ceza Mahkemesi, bir yargıcın tutuklanması ve gözaltına alınmasına karar vermek için yargı yetkisine sahip değildir ve bundan Bay ve Bayan Göksan’ın gözaltına alınması ve tutuklanması hukuka aykırı ve keyfi olduğu sonucu çıkmaktadır. Kaynak ayrıca, söz konusu kanunun 89.maddesinde öngörüldüğü gibi, Bay ve Bayan Göksan beş gün içinde kendilerine atfedilen suçlamalar hakkında bilgi sahibi olamadıklarını iddia etmektedir. Buna karşılık, Bay ve Bayan Göksan aleyhindeki iddianame, cumhuriyet savcısı tarafından 18 Temmuz 2017 tarihinde, tutuklandıktan dokuz aydan daha fazla bir süre sonra sonuçlandırılmıştır.

11. Kaynak iddianamenin büyük bir kısmında Bay ve Bayan Göksan aleyhindeki suçlamaları açıklayan hiçbir şey bulunmadığını açıklamaktadır. Savcı sadece Bay ve Bayan Göksan’ın numaralarının da yer aldığını iddia ettiği, Bylock mesajlaşma uygulamasının kullanıcılarını içeren ve dosyada olduğunu iddia edilen ama aslında olmayan bir excel sayfasına atıfta bulunmaktadır. İddianamede, Bay ve Bayan Göksan’nın telefon numaralarının bir Bylock hesabıyla ilişkilendirildiği iddiası dışında, Bylock uygulaması yoluyla gönderilen ya da alınan hiçbir mesaj ya da posta bulunmadığı da belirtilmiştir. Bu nedenle, kaynağa göre, Bylock kullanımı iddiasının ceza davasıyla nasıl eşleştirildiğine dair bir kanıt yoktur. Ek olarak, kaynak her ikisi kişinin de bu uygulamayı kullandıklarını reddettiklerini belirtmektedir. 

12. Kaynağa göre, Bay ve Bayan Göksan’ı, 2008-2012 dönemleri arasında üniversitede yaptıkları çalışmalardan ve ayrıca 2014’te Bay ve Bayan Göksan’ın stajyer hâkim ve savcı olduklarını hatırladıklarını iddia eden iki tanığa atıfta bulunulmuştur. 

13.Bu tanık ifadelerine dayanarak, Bayan Göksan, aşağıdaki fiillerle resmen suçlanmıştır: 

(a) ByLock kullanımı;

(b) üniversitede okurken Fethullah Gülen grubunun öğrenci evinde ikamet etmek (2008–2012);

(c) üniversitede okurken Gülen grubunun öğrenci evlerinden birinin sorumlusu olmak (2008–2012);

(d) üniversitede okurken Gülen grubunun birden fazla öğrenci evinden sorumlu kişi olmak (2008–2012);

(e) üniversitede okurken üniversitedeki Gülen grubu üyelerinden sorumlu kişi olmak (2008–2012);

(f) üniversitede okurken Gülen grubunun öğrenci evlerinden ve üniversite öğrencilerinden sorumlu kişi olmak (2008–2012);

(f) hâkimlik ve savcılık stajı sırasında yıllık kitabın hazırlanması için komiteye seçilen kişi olmak (2014); ve

(g) üniversitede okurken (2008– 2012) ve

(h) hâkimlik ve savcılık stajı yaparken Gülen grubunda yöneticilik görevlerine sahip olmak(2014)

14. Bay Göksan ile ilgili olarak, kaynak, aleyhindeki suçlamaların şu şekilde olduğunu belirtmiştir:

a) Bylock kullanımı

b) “sohbet” adı verilen toplantılar için Gülen grubunun öğrenci evlerinde bulunmak (2008-2012)

15. Kaynak Bay ve Bayan Göksan’ın iddia edilen Gülen grubuna katılımı üniversite zamanlarına ve staj zamanlarına dayandığını belirtmektedir. Bütün bu olaylar, 2015’ten önce Gülen grubunun terörist örgütü oluşumundan önce olmuştur.

16. İlaveten, kaynak, Bay Göksan’ın Gülen grubunun öğrenci evlerindeki sohbet adı verilen toplantılarda bulunduğunu iddia eden tanığın, hukuk fakültesinde kendi sınıflarında bulunan herkesin bu toplantılara katıldığını dile getirdiğini ifade etmektedir. Bu nedenle savcının iddianamesinde, Bay ve Bayan Göksan’ın silahlı bir terör örgütüne üye olduğuna ya da onlar tarafından işlenen herhangi bir somut ya da özel suç eylemine katıldığına dair muteber bir delil bulunmamaktadır.

17. Kaynak iddianameler ulaştıktan sonra, Bay ve Bayan Göksan, tutukluluklarından yaklaşık 15-16 ay sonra, Adana 17. Ağır Mahkemesi huzurunda sözlü duruşma için bulunduklarını belirtmektedir. 30 Mart 2018, 11 Mayıs 2018 ve 6 Haziran 2018 tarihlerinde de aynı mahkemede davaları görülmüştür. Celseler süresince, Bylock kullanımlarına dair somut bir kanıtın sağlanamadığını ve tanık ifadelerinin söylentiden ibaret olduğunun, tanıkların baskı altında ifade verdiklerinin veya benzer suçlamalardan kaçınmak ya da görevlerini korumak amacıyla ifade verdiklerinin altını çizmişlerdir. Buna ek olarak, kaynak, tanıkların hiçbirinin duruşmalar sırasında çapraz sorgu için hazır bulunmadıklarını rapor etmiştir. Bu bağlamda, kaynak, davanın kanunlarca verilen esaslara uygun olarak yürütülmediğini ve Bay ve Bayan Göksan’ın tutukluluğunun keyfi olduğunu iddia etmektedir.

18. Ek olarak, kaynak uyarınca, Bayan Gökhan duruşmalar sırasında şiddetli migren nedeniyle ortaya çıkan tehlikeli sağlık durumuna rağmen, dört aydan uzun bir süre boyunca tıbbi doktora erişemediğini belirtmiştir. Kaynak ayrıca, hücrede gözaltına alınanların sayısının fazla olması nedeniyle, bu kişilerin sırayla uyumak zorunda kaldıklarını, bir yatağın iki veya üç kişi tarafından kullanıldığını açıklamıştır.

19. Kaynak, 6 Haziran 2018 tarihinde, Bayan Göksan’ın 9 yıl 9 ay, Bay Göksan’ın ise 7 yıl 6 ay hapis cezası aldığını rapor etmiştir. Kaynak, karara göre, Bylock kullanımıyla ilgili olarak, Bay ve Bayan Göksan’ın telefon numaralarının Bylock hesabıyla ilişkilendirildiği iddiası dışında, Bylock mesajlaşma uygulaması yoluyla hiçbir mesaj ya da posta gönderilmediğini belirtmiştir. 25 Şubat 2019’da Bay ve Bayan Göksan, istinaf yoluna başvurmuştur ve başvuruları Bölge Adliyesi tarafından reddedilmiştir. Böylece Adana 17.Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı kesinleşmiştir. 

20. Bay ve Bayan Göksan 28 Şubat 2019’da temyiz yoluna başvurmuştur, temyiz başvurusu hala beklemektedir.

(c) Hukuki Analiz

(i) Kategori I Kapsamında Hürriyetten Yoksun Kalma

21. Kaynak uyarınca, 2802 sayılı kanunun birçok maddesinin ihlal edilmesi ve hâkim statülerinin gözardı edildiği göz önünde bulundurulursa; Bay ve Bayan Göksan’ın hürriyetten yoksun kalması kategori I kapsamı içerisindedir. Terör örgütü üyesi olarak Bay ve Bayan Göksan’ın ağır suç işlediği ve buna bağlı olarak tutuklandıkları sırada suçüstü halinin söz konusu olduğu iddiası dayanaktan yoksundur. Ek olarak, soruşturma süreci, gözaltı, tutuklama ve cezalandırılmaya yönelik usuli gerekliliklere yetkililerce uyulmamıştır.

22. Bilhassa, suçüstü halinde tutukluluğa ilişkin olarak, kaynak, tutuklamaları sırasında Bay ve Bayan Göksan’ın suç işlemediklerini savunmaktadır. Bu duruma ilişkin olarak, terör örgütü üyesi olmaları nedeniyle her zaman ağırlaştırılmış suç işledikleri bu nedenle de yakalandıklarında da suçüstü halinde oldukları dışında başka hiçbir şey ileri sürülmemiştir. Gözaltı ve tutukluluğu böyle bir gerekçeye dayandırmak, Bay ve Bayan Göksan’ın gözaltı ve tutukluluğunun keyfi olduğunun kanıtıdır. 

(ii) Kategori II Kapsamında Hürriyetten Yoksun Kalma

23. Kaynak uyarınca, ayrıca Bay ve Bayan Göksan’ın hürriyetten yoksun kalması aynı zamanda kategori II kapsamındadır. Her ikisi de hürriyetten yoksun kalmalarının temeli olan Bylock indirme ve Bylock kullanıcı olma iddialarını reddetmektedir. Ayrıca kaynak iddia etmektedir ki, eğer Bylock uygulamasını kullanmış olsalar bile bu ancak ifade özgürlüğü hakkının kullanımı olur.

(iii) Kategori III Kapsamında Hürriyetten Yoksun Kalma

24. Kaynak Bay ve Bayan Göksan’ın hürriyetten yoksun kalmasının aynı zamanda kategori III kapsamında olduğu kanaatindedir. Kaynak, Bay ve Bayan Göksan’ın hâkim olduklarının yargılamanın her aşamasında görmezden gelindiğini iddia etmektedir. 2802 sayılı kanunun ilgili tüm maddeleri söz konusu iki kişinin suçüstü halinde yakalanmaları bahanesiyle ihlal edilmiştir.

25. İlaveten, kaynak Bay Göksan’ın 16 aydan fazla tutuklu kaldıktan sonra mahkeme huzuruna çıkarılabildiğini hatırlatmaktadır. Dahası, kaynak, Bay Göksan’ın davasındaki tanık ifadelerinin herhangi bir kanıtla belgelenmediğini iddia etmiştir. Tanık ifadeleri, ya tanıkların baskı altında ifade verdiklerinin veya benzer suçlamalardan kaçınmak ya da görevlerini korumak amacıyla ifade verdiklerinden dolayı söylentiden ibarettir.  İki tanıktan hiçbiri duruşmalar sırasında çapraz sorgu için hazır bulunmamıştır.

(iv) Kategori V Kapsamında Hürriyetten Yoksun Kalma

26. Son olarak, kaynak Bay ve Bayan Göksan’ın hürriyetten yoksun kalmasının keyfi olduğunu iddia etmektedir çünkü bu hürriyetten yoksun kalma durumu siyasi veya diğer fikirlere dayalı ayrımcılığı meydana getirmektedir.

Hükümetin Cevabı

27. 15 Mayıs 2019’da, Çalışma Grubu, iletişim usulleri uyarınca, Hükümet’e kaynaktan alınan iddiaları iletmiştir. Çalışma Grubu, Hükümet’ten, 15 Temmuz 2019 tarihinde, Bay ve Bayan Göksan’ın güncel durumuyla ilgi detaylı bilgi sağlamasını ve tutukluluklarına esas olan yasal hükümleri ve bunların özellikle Devlet tarafından onaylanan anlaşmalara göre uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerine uygunluğunun açıklamasını talep etmiştir. Bundan başka, Çalışma Grubu Türk Hükümeti’ne Bay ve Bayan Göksan’ın beden ve ruh bütünlüğünü garantiye alması için çağrıda bulunmuştur. 

28. 15 Temmuz 2019’da, Türk Hükümeti cevabını ibraz etmiştir. 

29. Hükümet, Bay Göksan hakkındaki yakalama kararının Adana Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmaya dayanarak silahlı terör örgütüne katılma ve anayasal düzeni ortadan kaldırma suçlamasıyla çıkarıldığını açıklamıştır. Bu doğrultuda, Bay Göksan 19 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Kendisine yöneltilen suçlama ve yasal haklarına yönelik bilgilendirilmiştir. İfadesini avukat mevcudiyetinde vermiştir. 20 Temmuz 2016’da hâkim karşısına çıkarılmıştır. Adana 6.Sulh Ceza Hâkimliği, avukatın mevcudiyetinde, Bay Göksan’ı dinledikten ve şu ana kadar toplanan delilleri değerlendirdikten sonra Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109.maddesinin 3.fıkrasının b bendi uyarınca tutuklanmasını haklı çıkaracak gerekçelerin karşılanmadığına karar vermiş ve bu nedenle serbest bırakılmasına hükmetmiştir. Soruşturma devam ederken yeni kanıtlar toplanmış ve Bay Göksan Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tekrar çağrılmıştır. Fakat Hükümet’e göre Bay Göksan savcılıkta hazır bulunmamış ve kendisine ulaşılamamıştır. Dolayısıyla, Adana Sulh Ceza Hâkimliği Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 94.maddesi uyarınca tutuklama emri çıkarmıştır. 

30. Hükümet, 5 Eylül 2016 tarihinde, Bay Göksan’ın, emniyet güçlerinin rutin bir otoyol kontrolü sırasında tespit edildiğini ve yukarıda belirtilen tutuklama emri uyarınca gözaltına alındığını bildirdi. Aynı gün, hâkim huzuruna çıkarılmış ve avukatının mevcudiyetinde ifadesini vermiştir. Mahkeme, Bay Göksan’ın suçlandığı suçun ağırlığını ve FETÖ üyeleri arasında iletişim aracı olarak kullanılan Bylock uygulamasının varlığını dikkate alarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve 101.maddeleri uyarınca tutuklanmasına karar vermiştir.

31. Hükümete göre, 18 Temmuz 2017 tarihinde Bay Göksan aleyhindeki iddianame sonuçlandırılmıştır. Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. 1 Ekim 2018’de avukatı karara itiraz etmiş ve istinaf yoluna başvurmuştur. 25 Şubat 2019’da Bölge Adliye Mahkemesi, hapis cezası kararını onamıştır. Bu nedenle avukatı 28 Mart 2019 tarihinde Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunmuştur. Bu dava halen Yargıtay’da bulunmaktadır.

32. Bayan Göksan’a ilişkin olarak, Hükümet Bayan Göksan’ın 14 Ekim 2016 tarihinde Adana 6.Sulh Ceza Hâkimliğince çıkarılan yakalama kararı dolayısıyla gözaltına alındığını ibraz etmiştir. Silahlı terör örgütüne üye olmaktan dolayı suçlanmıştır. Kendisine yöneltilen suçlama ve yasal haklarına yönelik bilgilendirilmiş ve avukat mevcudiyetinde ifade vermiştir. Adana 2.Sulh Ceza Hâkimliği aynı gün avukat mevcudiyetinde ifadesini almıştır. Mahkeme, suçlandığı suçun ağırlığı ve Bylock kullanımının tespiti nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve 101.maddeleri uyarınca tutukluluğuna hükmetmiştir.

33. Hükümet, Bayan Göksan’a ilişkin iddianamenin 18 Temmuz 2017’de sonuçlandırıldığını rapor etmektedir. Bayan Göksan, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 9 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. 1 Ekim 2018’de avukatı karara itiraz etmiş ve istinaf yoluna başvurmuştur. 25 Şubat 2019’da Bölge Adliye Mahkemesi, hapis cezası kararını onamıştır. Bu nedenle, 28 Mart 2019 tarihinde Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunmuştur. Bu dava halen Yargıtay’da bulunmaktadır.

34. Hükümet, bundan dolayı, yakalama, gözaltı ve tutuklamaya ilişkin bütün süreçlerin gerekçeli kararlarla ve bağımsız mahkemeler tarafından verildiğini iddia etmektedir. Dahası, birinci derece mahkemesinin gerekçeli kararları Bay ve Bayan Göksan tarafından başvurulan istinaf yolu üzerine bir üst mahkeme tarafından da incelenmiştir.

35. Hükümet, Bay ve Bayan Göksan’ın Anayasa Mahkemesi’ne kabul edilemez bulunan birçok bireysel başvuruda bulunduğunu eklemektedir. (bazı davalarda iç hukuk yolunun tüketilmemesine dayalı olarak)

36. Bay ve Bayan Göksan’ın mahkum edilmeden önce keyfi tutuklanması iddialarına ilişkin olarak, Hükümet, ilgili mahkemelerin, terör örgütü üyesi olma suçunun ağırlığının yanı sıra Bylock uygulamasını kullanmalarının tespiti nedeniyle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında tutuklanmalarına karar verdiğini vurgulamıştır. 

37. Tutukluluğu haklı çıkaran hukuki gerekçeler konusunda, Hükümet, bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için bir suçun işlendiğine dair makul bir şüphenin olup olmadığına karar verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet, hürriyetten yoksun bırakmayı haklı çıkaracak bir kamu yararı olması gerektiğini hatırlatmaktadır. 

38. Hükümet, sonuç olarak, bir kişinin Bylock’u kullanmasının, ulusal mahkemeler tarafından verilen çeşitli kararlarla onaylandığı gibi, çeşitli nedenlerle FETÖ üyesi olduğu veya olabileceğine dair makul bir şüphe teşkil ettiğini kabul eder:

a) Bylock uygulaması tersine mühendislik, şifreleme analizi, ağ davranış analizi ve bağlı sunucuların kodları gibi teknik prosedürlerle değerlendirilmiştir; ve

b) Bylock uygulamasının bir internet bağlantısı üzerinden yüksek oranda şifrelenmiş iletişim sağlamak için gönderilen her iletiyi farklı bir şifrelemeyle şifrelemek üzere tasarlandığı gözlenmiştir.

39. Hükümet ayrıca, ByLock uygulamasının FETÖ üyeleri için küresel bir uygulamanın gizliliği altında sunulmasının mümkün olduğu gerçeğini destekleyen ispatın aşağıdaki şekilde olduğunu ileri sürmektedir:

a) Uygulamanın kaynak kodlarında bazı Türkçe ifadeler bulunmaktadır;

b) Kullanıcı adları, grup adları ve şifresi çözülen kodların çoğu Türkçe ifadelerden oluşmaktadır;

c) Şifresi çözülen içeriklerin neredeyse tümü Türkçedir;

d) Uygulamanın sunucusunun idarecisi, Orta Doğu’dan gelen IP adresleriyle uygulamaya erişimi engellediklerini iddia etse de, hemen hemen tüm engeller Türkiye’den gelen IP adreslerini hedef almıştır ve

e) Uygulamayı indirmek isteyenler, Türkiye’den erişen kullanıcıların kimliklerini gizlemek ve iletişimi gizlemek için sanal bir özel ağ üzerinden erişmek zorunda kalmışlardır.

Ek olarak, Google arama motoruyla yapılan Bylock’a ilişkin neredeyse tüm aramalar Türkiye’deki kullanıcılar tarafından yapılmıştır ve Türkiye’de IP adresleri olanların uygulamaya erişimini engelleme tarihi itibariyle Google aramalarında bir artış olmuştur. Dahası, FETÖ’yü tanıtmak için yapılan paylaşımlar büyük çoğunlukla ByLock bağlantılı online medya aracılığıyla (sosyal medya, web siteleri vb.) sahte hesaplar kullanılarak ve 200.000’den fazla kullanıcı olan fakat daha önce ne Türk halkı ne de uluslararası topluluk tarafından 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden önce bilinen Bylock aracılığıyla yapılmıştır. 

40. Hükümet ayrıca, uygulamaya kaydolmanın sistemin diğer kullanıcıları ile teması başlatmak için yeterli olmadığını belirtmiştir: çoğunlukla yüz yüze veya bir aracı aracılığıyla sağlanan kullanıcı adları veya kodlar gerekmiş(kurye, mevcut Bylock kullanıcısı, vb) veya birbirleriyle iletişim kurmak için iki tarafından da birbirini eklemesi gerekmiştir. Uygulama, her iki kullanıcı da birbirlerini ekledikten sonra iletişime izin verecek şekilde tasarlanmıştır. 

41. Ayrıca, Hükümet’e göre, sesli aramalar, anlık mesajlaşma, e-posta teslimi ve dosya aktarımı uygulama ile gerçekleştirilebilmektedir. Ek olarak, kullanıcıların organizasyonel ve iletişim ihtiyaçları uygulama tarafından karşılanmış ve başka iletişim araçlarına ihtiyaç duyulmadığını değerlendirmiştir. Tüm iletişimler sunucu üzerinden iletişmiş olduğundan, oluşturulan gruplar ve iletişimin içeriği uygulamanın yönetici tarafından izlenebilmiş ve kontrol edilebilmiştir. Ayrıca belirli bir süreden sonra manuel bir işlem gerektirmeden yazışmalar cihazdan otomatik olarak silinmiştir. Hükümet’in iddia ettiğine göre bu, kullanıcılar verileri silmeyi unutsa bile sistemin iletişim güvenliğini sağlayacak şekilde tasarlandığını gösterir. Bu nedenle, ByLock uygulamasının, muhtemel bir adli işlem sonucunda cihaza el konulması durumunda geçmiş verilere erişimi ve kullanıcıların yazışmalarını önleyecek şekilde tasarlandığı tespit edilmiştir. Ayrıca, uygulamanın sunucusu ve iletişim verileri, uygulamanın veritabanında şifrelenmiştir; bu, kullanıcıların tanımlanmasını önlemek ve iletişimin güvenliğini sağlamak için ek bir güvenlik önlemi olarak kabul edilmiştir.

42. Hükümet, kendilerini gizlemek için kullanıcıların benzersiz ve çok uzun şifreler koyduğunu beyan etmektedir. Analize göre, şifrelerin yarısından fazlası 9 veya daha fazla haneden, bazıları ise 38 haneden oluşuyordu. Uygulamayı online uygulama mağazalarından indirmek yerine belirli bir tarihten sonra uygulama, kullanıcıların cihazlarına elle yüklenmiştir. Ayrıca elde edilen ve analiz edilen mesajların neredeyse hepsinin örgütsel bağlantıları ve örgütün jargonuna karşılık gelen faaliyetleri içerdiği görülmüştür.

43. Son olarak, Hükümet, 15 Temmuz’da gerçekleşen darbe girişiminin ardından adli kontrol (gözaltı, tutukluluk, yakalama, vs) altında olan FETÖ üyelerinin ifadelerinden anlaşıldığı üzere ByLock’un FETÖ üyeleri tarafından örgütsel bir iletişim aracı olarak kullanıldığını iddia etmektedir.

44. Sonuç olarak Hükümet, Bay ve Bayan Göksan’ın ByLock’u kullanmasının tespit edilmesinin FETÖ üyeliğine ilişkin makul bir kuşku oluşturduğunu ileri sürmektedir. Belirli bir süreyi aşan tutukluluğun ikinci şartı olan kamu yararına ilişkin olarak Hükümet, Bay ve Bayan Göksan’ın 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’deki anayasal düzeni yıkmayı ve seçilen Cumhurbaşkanı, Parlamento ve Hükümeti devirmeyi amaçlayan darbe girişimini düzenleyen ve yürüten silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlandığını vurgulamaktadır. Darbe girişimi sırasında FETÖ 251 Türk vatandaşını öldürmüştür. Bu nedenle, mahkemelerin kamu düzeni ve güvenliğine karşı tehlike oluşturan böyle bir terör örgütüne üye olmakla suçlanan kişilere karşı adli kontrol önlemleri almalarında açıkça bir kamu çıkarının varlığı söz konusudur. 

45. Ayrıca, Hükümet’in, ilgili mahkemelerin Bay ve Bayan Göksan’ın alıkonulmasına ilişkin kararlarında, bu kişilerin suçlandıkları suçun ağırlığını aleyhlerinde toplanan delilleri dikkate aldıklarını ve silahlı terör örgütüne üye olma suçunun, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100.maddesinde öngörülen gözaltına alınma gerekçesinin var olduğu kabul edilen, mahkum edilmeden önce gözaltına alınmaları için yasal bir zemin oluşturan suçlar arasında olduğunu dikkate aldığını iddia etmektedir.

46. Hükümet ayrıca kaynak tarafından tutukluluk süresine ilişkin yapılan iddiaları çürütmektedir ve çok daha uzun tutukluluk sürelerini haklı kılan olağanüstü hal döneminde tutuklanmalarına rağmen Bay ve Bayan Göksan’ın gözaltına alındıkları veya bunun ertesi gününde hâkim karşısına çıkarıldıklarını iddia etmiştir. Her iki iddianame de yargı önünde çok fazla dava olmasına rağmen yasal sürecin gerektirdiği zamanda hazırlanmıştır. 

47. Hükümet, Türkiye’nin Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’den ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan yükümlülüklerini askıya almasına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15.maddesi uyarınca Avrupa Konseyi’ne ve Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 4.maddesi uyarınca BM Sekreterliği’ne bu haklara ilişkin yapılan derogasyonları bildirmesine rağmen, Bay ve Bayan Göksan aleyhinde yürütülen süreçlerin süratle ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri uyarınca gerçekleştirildiğini iddia etmektedir.

48. Mahkumiyet sonrası tutukluluğun yasallığına ilişkin olarak Hükümet, Bay ve Bayan Göksan’ın gerekçeli kararlara dayanan yetkili mahkemeler tarafından mahkum edildiğini ileri sürmektedir. Bağımsız yargının bu kararları ve ayrıca yargılama sürecindeki tüm işlemleri, Türkiye’nin ulusal mevzuatına uygundur. Ulusal mevzuatın, insan hakları ile ilgili olanlar başta olmak üzere Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine uygunluğu, Anayasa’da güvence altına alınmıştır (90. Madde’de).

49. Hükümet, Bay ve Bayan Göksan ile ilgili kararların şu anda Yargıtay’da olduğunu ve henüz kesinleşmediğini özellikle vurgulamaktadır.

50. Bu nedenle Hükümet, kaynağın Bay ve Bayan Göksan’ın mahkumiyetleri ve cezalandırılmalarının nedensiz olduğu ve dolayısıyla keyfi tutukluluğa yol açtığı yönündeki suçlamaları reddederek her iki mahkumiyetin de yetkili mahkemeler tarafından gerekçeli kararlara dayanılarak uygun bulunduğuna işaret eder. Aynı şekilde, mahkumiyetlere yol açan soruşturma ve kovuşturma aşamaları, ilgili mevzuata ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak yürütülmüştür.

51. Gözaltı koşulları ile ilgili olarak Hükümet, Bayan Göksan’ın 14 Ekim 2016 tarihinde Tarsus Kadın Ceza İnfaz Kurumu’na getirildiğini ifade etmiştir. 21 Haziran 2017 tarihinde Tarsus Kampüs Kadın Kapalı Cezaevine transfer olmuştur. Bulunduğu koğuş 17 kişiye ev sahipliği yapmaktadır ve her gün saat 6.30’da açılan ve saat 7.30’da kapatılan 33 metre karelik ayrı bir avluya sahiptir. Koğuş iki katlıdır. 37 metrekare büyüklüğündeki alt kat ana yaşam alanını, tuvaletleri, banyoyu, iki lavaboyu ve ayrı bir lavabosu olan bir mutfağı barındırmaktadır. Üst kat da 37 metrekaredir ve yatakhane olarak kullanılmaktadır.

52.  Hükümet, Bayan Göksan’ın tesisin servisini kullanarak 18, 24 ve 25 Eylül ve 2 Ekim 2018 tarihlerinde spor etkinliklerine ve voleybol oyunlarına katıldığını iddia etmektedir. Halen 20 Aralık 2018’de başladığı döşemelik kumaşlar için dikiş derslerine katılmaktadır. Haftalık telefon görüşmeleri yapmakta ve ailesi tarafından sık sık ziyaret edilmektedir.

53. Hükümet ayrıca, Tarsus Kampüs Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki tüm mahkum ve tutukluların, yazılı talep üzerine tesis doktorundan fiziksel muayene aldığını iddia etmektedir. Tesisin doktorunun onayı ile ilave muayene veya tedaviler için hastanelere transfer edilmektedirler.

54. Hükümet, Bayan Göksan’ın Tarsus Kampüs Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki dosyasına göre, tutuklanmasından bu yana 31 kez tesis doktorundan fiziki muayene ve tedavi almış olduğunu eklemektedir. Tarsus Devlet Hastanesi dermatoloji servisine beş kez transfer edilmiştir. Bir keresinde, tedavi için hastaneye transfer edilmemesi yönünde yazılı bir talepte bulunmuştur. Raporlar ayrıca bir kez acil serviste, bir kez kardiyoloji servisinde, bir kez iç hastalıkları servisinde ve bir kez de göz servisinde fizik muayene ve tedavi gördüğünü göstermektedir.

55. Bay Göksan ile ilgili olarak Hükümet, cezasını Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda çektiğini beyan etmektedir. Bay Göksan, bu tesiste yedi kişiden oluşan sekiz kişilik bir odada ikamet etmektedir. Odada vantilatör, su ısıtıcısı, buzdolabı, televizyon, elektrikli tıraş makinesi ve saç kurutma makinesi gibi tüm gerekli olanaklar mevcuttur. Hükümet, Bay Göksan’ın yemek, yatak, banyo, telefon görüşmeleri, sağlık hizmetleri ve tesis kantininin temel malzemeleri de dâhil olmak üzere mahkumların tüm haklarından yararlandığını iddia etmektedir. Ailesi ve eşi ile haftalık telefon görüşmeleri yapmaktadır. Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu nezdindeki dosyasına göre, sağlık durumuna ilişkin bir takım rahatsızlıkları olmuş ve tüm bu durumlarda fiziksel muayene görmüş ve tesis doktoru tarafından gerekli ilaçlar yazılmıştır.

56. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Hükümet, kaynak tarafından Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’na iletilen suçlamaların asılsız olduğunu ve bu nedenle reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Kaynaktan alınan ilave açıklamalar 

57. Türkiye Hükümeti’nin cevabı 15 Temmuz 2019 tarihinde ilave açıklamaları için kaynağa gönderilmiş ve kaynak 18 Temmuz 2019 tarihinde ilave açıklamalarını iletmiştir. Bu ek açıklamalarında, kaynak hükümetin iddialarını yüzeysel ve detaysız olması ve ilk iddiaların tekrarlanması gerekçesiyle reddetmiştir.

Tartışma  

58. Çalışma Grubu kaynağa ve hükümete verdikleri bilgiler için teşekkür eder ve her iki tarafın yapmış olduğu işbirliğini takdirle karşılar.

59. Çalışma Grubu iddia edilen keyfi tutuklamalara dair komünikasyonları dikkate almasına ilişkin prosedürel kuralların kendisinin işleyiş yönteminde yer aldığını bir ön mesele olarak açıklığa kavuşturmak istemektedir. Bu işleyiş yönteminde Çalışma Grubunu iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle bir komünikasyonu ele almaktan men eden herhangi bir kural bulunmamaktadır. Ayrıca, komünikasyonun kabul edilebilir bulunması için başvuru sahibinin iç hukuk yollarını tüketmesi gibi bir gerekliliğin bulunmadığı da Çalışma Grubu’nun içtihadında teyit edilmiştir. 

60. Bir diğer ön mesele olarak Çalışma Grubu, Bay ve Bayan Göksan’ın durumunun hükümetin Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi uyarınca yapmış olduğu derogasyonların kapsamına girdiğine işaret eder. Türk Hükümeti Sözleşme’nin 4. Maddesi uyarınca ulusun yaşamını tehdide kadar varan kamu güvenliği ve düzenine yönelik ciddi tehlikelere yanıt olarak 3 aylığına Olağanüstü Hal ilan edildiği konusunda 21 Temmuz 2016 tarihinde BM Genel Sekreteri’ni bilgilendirmiştir.

61. Çalışma Grubu bu derogasyonların bildirimini kabul ederken bir yandan da görevinin yerine getirilmesi hususunda işleyiş yönteminin 7. Paragrafı uyarınca İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve teamül hukukunun ilgili uluslararası standartlarına atıf yapma noktasında yetkilendirildiğini vurgular. Bunun yanında, ilgili olayda, Sözleşme’nin 9. Ve 14. Maddeleri Bay ve Bayan Göksan’ın iddia edilen tutuklulukları konusunda en ilgili maddelerdir. İnsan Hakları Komitesi de 9. ve 14. Maddelerin uygulanmasını derogasyon yapmak suretiyle askıya alan devletlerin bu derogasyonlarının durumun zorunluluklarının kesinlikle gerektirdiği ölçüyü aşmadığından emin olması gerektiğini dile getirmektedir.

62.  Bay ve Bayan Göksan’ın özgürlükten yoksun bırakılmasının keyfi olup olmadığını belirlerken, Çalışma Grubu delile dayalı hususları ele alma noktasında kendi içtihadında belirlenen prensipleri göz önünde bulundurmaktadır. Eğer kaynak uluslararası gerekliliklerin ihlalinden dolayı keyfi tutukluluğun ortaya çıkmasıyla alakalı ilk bakışta haklı görülen bir iddia ortaya sunarsa, suçlamaları çürütmek istemesi durumunda ispat yükümlülüğünün hükümetin üzerinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Hükümet bu ispat külfetini, iddialarını destekleyen kanıtlar üreterek karşılayabilir. Hükümetin yalnızca yasal prosedürlere uyulduğunu iddia etmesi, kaynağın suçlamalarını çürütmek için yeterli değildir. 

63. Suçlamalara ilişkin olarak, Çalışma Grubu, kaynağın Bay ve Bayan Göksan’ın tutukluluğunun keyfi olduğunu ve tutukluluğun Çalışma Grubu’nun I, II, III ve V. kategorilerine girdiği iddia ettiğini belirtmektedir. Hükümet ise, Çalışma Grubu’nun kategorilerini ayrı ayrı ele almamakla beraber, tüm iddiaları reddetmekte ve Bay ve Bayan Göksan’ın gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının Türkiye’nin taraf olduğu tüm uluslararası insan hakları yükümlülüklerine uygun olarak yapıldığını beyan etmektedir. Çalışma Grubu kaynak tarafından ileri sürülen iddiaları sırasıyla incelemeye geçecektir. 

64.  Kaynak, Bay ve Bayan Göksan’ın tutukluluğunun, 2802 Sayılı Kanun’un birçok maddesinin ihlal edildiğinden ve hâkimlerin statüsünün tamamen göz ardı edildiğinden bahisle kategori I’in kapsamına girdiğini savunmaktadır. Hükümet ise Bay ve Bayan Göksan’ın gözaltına alınmasının bu bireylerin özgürlüğünden yoksun bırakılmalarını meşrulaştıran ve usulüne uygun olarak düzenlenen gözaltı kararı uyarınca yerine getirildiğini ileri sürmektedir. 

65. Çalışma Grubu, tutuklamanın yasal dayanağı bulunmadığı takdirde tutuklamanın keyfi olduğunu ve kategori I’in kapsamına girdiğini değerlendirdiğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada Çalışma Grubu, Bay ve Bayan Göksan’ın bir gözaltı kararı uyarınca gözaltına alındıklarına işaret etmektedir. 

66. Buna ek olarak, Bay ve Bayan Göksan’ın gözaltı nedenleri ve aleyhindeki suçlamalar hakkında derhal haberdar edilip edilmedikleri incelenmelidir. Bu bağlamda, Hükümet, Bay Göksan’ın 19 Temmuz 2016’daki ilk gözaltı tarihinde suçlamalar hakkında bilgilendirildiğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, Bay Göksan silahlı bir terör örgütüne üye olmak ve anayasal düzeni devirmeye teşebbüs etmekle suçlandı. Benzer şekilde, Bayan Göksan, gözaltına alındığı gün olan 14 Ekim 2016 tarihinde gözaltı sebeplerinden ve hakkındaki suçlamalardan haberdar edilmiştir. Hükümet Bayan Göksan’ın silahlı bir terör örgütüne üye olmakla suçlandığını ileri sürmektedir. Öte yandan kaynak, ne Bay Göksan ne de Bayan Göksan’a gözaltı sebepleri veya aleyhindeki suçlamalar hakkında özel bir bilgi verilmediğini ve yetkililerin onları sadece FETÖ üyesi olmakla suçladıklarını iddia etmektedir.

67. Çalışma Grubu, Sözleşmenin 9/2 maddesinin gözaltına alınan kimseye sadece gözaltı sebepleri hakkında bilgi vermekle yetinilmemesini, aynı zamanda derhal aleyhindeki herhangi bir suçlama hakkında bilgi verilmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır. İnsan Hakları Komitesi tarafından 35 (2014) sayılı kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkındaki genelgesinde açıklandığı gibi, 9/2 Maddede belirtilen yükümlülüğün iki unsuru vardır: (a) gözaltı nedenleri hakkında derhal bilgi verilmelidir; ve (b) bundan sonra yapılan suçlamalarla ilgili derhal bilgi verilmesi gerekir (para. 24). 

68. Bir bireyin gözaltına alınmasına ilişkin sebep sunma gerekliliği, İnsan Hakları Komitesi tarafından belirtildiği gibi, ayrıca niteliksel bir unsur içermelidir. Şöyle ki, gözaltı sebebi yalnızca genel yasal temeli içermemeli, hukuka aykırı davranış ve iddia edilen mağdurun kimliği gibi şikayetin esasına ilişkin gerçeklere dayanan bilgileri de yeterince içermelidir. Çalışma Grubu, Hükümet’in 9/2 maddenin bu şartının Bay veya Bayan Göksan için nasıl karşılandığını ispatlayamadığını değerlendirmektedir. Çalışma Grubu, bir kişiye karşı tam iddianamenin hazırlanmasının zaman alacağını kabul eder ancak Türk makamları, gözaltı sırasında Bay ve Bayan Göksan’a işlediklerini iddia ettikleri suçlar için olaya ilişkin detayları da sunabilmeliydi. 

69. Aslında, Çalışma Grubu, Hükümet’in, Bay ve Bayan Göksan’ın tutukluluklarını haklı çıkaracak kanıtlar hakkında herhangi bir bilgi sağlamadığını ve onlara karşı tek kanıtın sözde ByLock kullanıcısı olmaları olduğunu belirtmektedir. Bu koşullar altında Çalışma Grubu, Hükümet’in ne Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın aleyhindeki suçlamalar ve gözaltı sebepleri hakkında hemen bilgilendirdiğini ne de tutukluluğun makul olma ve gereklilik kriterlerini sağladığını ispat edemediğini değerlendirmektedir.  Çalışma Grubu, Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca yapılan bir derogasyonun, makul olmayan veya gereksiz bir özgürlükten mahrum kalmayı haklı çıkaramayacağını hatırlatmaktadır. Bu nedenle Çalışma Grubu, Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3. ve 9. maddeleri ve Sözleşme’nin 9/1 ve 9/2 maddelerinde düzenlenen haklarının ihlalini oluşturduğu ve böylece Çalışma Grubunun I. kategorisine girdiği sonucuna ulaşmıştır.

70. Kaynak ayrıca, Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının ByLock uygulamasını indirmeleri ve kullanmaları iddiasına dayanmasından ötürü II. Kategoriye girdiğini iddia etmektedir.  Kaynak, Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın ByLock uygulamasını kullanmış olsalar bile, bunun yalnızca ifade özgürlüğü hakkının kullanılması olacağını savunmaktadır.

71. Hükümet, Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın, bir terör örgütüne dâhil olarak suç faaliyetlerine katılmaları sonucu tutuklandığını ve gözaltına alındığını iddia etmekte ve ByLock uygulamasının kullanımının bu suç faaliyetlerinin kanıtı olarak değerlendirildiğini ileri sürmektedir. 

72. Mevcut olayda, Hükümet tarafından sunulan Bay Göksan ve Bayan Göksan aleyhindeki iddiaların çekirdeğini, bu kişilerin Gülen grubuyla olan sözde işbirlikleri oluşturmaktadır. Hükümete göre bu durum telefonlarına ByLock uygulamasını indirmeleri ve kullanmalarından kaynaklanmaktadır. Hükümet, ByLock uygulamasının FETÖ tarafından nasıl kullanıldığına dair ayrıntılı bilgi vermiştir. Bununla birlikte, Çalışma Grubu bu açıklamaların oldukça geniş olduğunu ve ByLock uygulamasının genel olarak Gülen grubu tarafından nasıl kullanıldığını ilgilendirdiğini ancak uygulamanın Bay Göksan veya Bayan Göksan tarafından kullanımının ne şekilde suç teşkil eden fiile sebebiyet verdiğiyle alakalı ayrıntılı bir açıklama sunmadığını gözlemlemektedir. Hükümet, ne Bay Göksan ne de Bayan Göksan’ın gerçekten de FETÖ üyesi olduğuna dair hiçbir kanıt sunmamıştır.

73. Çalışma Grubu, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin Türkiye’deki olağanüstü halin insan hakları üzerine etkileri isimli raporuna dikkat çekmektedir. Bu rapor, çok sayıda güvenlik görevlisi, asker ve polis memuru, öğretmen, akademisyen, memur ve sağlık sektörü personelinin görevden alınmasına temel teşkil eden Türkiye Hükümeti tarafından yayınlanan çeşitli kararnamelerin etkisinin incelemesini içermektedir. Raporun 65. Paragrafı şu sonucu içermektedir:

KHK’lar ile ihraç edilen kişiler ile Gülenci şebeke arasındaki bağlantıları tespit etmede kullanılan kriterler net değildir. Bu nedenle, “Paralel Devlet Örgütü”ne ait Bank Asya ve diğer şirketlere parasal katkıda bulunmak, Gülenci şebeke ile bağlantılı bir sendika veya derneğin üyesi olmak veya ByLock mesajlaşma uygulamasını kullanmak gibi çeşitli nedenlerden dolayı ihraç kararları verilmiştir. Ayrıca, bazı bireyler hakkında polis veya gizli servis raporları, sosyal medya iletişimlerinin analizi, bağışlar, ziyaret edilen web siteleri veya Gülenci şebeke ile bağdaştırılan okullarda çocuklarını okutmak gibi sebeplerle de ihraç kararları alınmıştır. İş arkadaşları veya komşulardan alınan bilgiler veya Gülenci yayınlara aboneliğin olması da ihraç nedeni olmuştur.

74. Raporun 48. Paragrafında: 

Farklı kaynaklardan alınan bilgilere göre Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, yürütme kuvvetinin yargı ve savcılık makamları üzerinde kontrol ve müdahaleyi arttırdığını; hâkim ve savcıların tutuklanıp, ihraç edildiğini veya başka mahkemelere keyfi bir şekilde nakledildiklerini ve avukatlara yönelik tehditlerin sürdüğünü belgelemiştir.

75. Çalışma Grubu, Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın durumunda da raporda tarif edilen örüntünün takip edildiğine işaret etmektedir.

76. Çalışma Grubu, o sırada Türkiye’de ilan edilen olağanüstü hal durumunu önemsemektedir. Ancak, Milli Güvenlik Konseyi, FETÖ’yü 2015 yılında bir terör örgütü olarak belirlemiş olsa da, örgütün şiddet kullanmaya hazır olduğu gerçeği, Temmuz 2016’da yapılan darbeye kadar Türk toplumunda açıkça görülmemiştir. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin de belirttiği üzere:

Türkiye toplumunun çeşitli kesimlerinin, saikleri ve çalışma yöntemleri konusunda derin şüpheleri olmasına rağmen, Fethullah Gülen hareketi on yıllar boyunca gelişmiş ve çok yakın tarihlere kadar dini kurumlar, eğitim, sivil toplum ve sendikalar, medya, finans ve iş çevreleri gibi Türkiye toplumunun bütün sektörlerinde yaygın ve hatırı sayılır bir varlık oluşturma özgürlüğünü kullanmış görünüyor. 15 Temmuz’dan sonra kapatılan, bu harekete bağlı pek çok örgütün bu tarihe kadar açık ve yasal olarak işlemekte olduğu şüphelerin ötesindedir.

77. Bunun ışığında, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, örgüte üyeliği ve desteği kriminalize ederken, yasadışı faaliyetlerde bulunan kişiler ile sempatizanlar ve destekçiler veya örgüte bağlı yasal kuruluşlara üye olup da örgütün şiddete başvurmaya hazır olduğunun farkında olmayan kişiler arasında ayrım yapılması gerektiğine dikkat çeker.  

78. Çalışma Grubu, Bay Göksan ve Bayan Göksan aleyhindeki iddiaların çekirdeğini, yaklaşık olarak 10 yıl önce Fethullah Gülen grubu ile kurulduğu iddia edilen ittifakın oluşturduğunu ve bunun özellikle de ByLock iletişim uygulamasının kullanımıyla tezahür ettiğini gözlemlemektedir. Çalışma Grubu, Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın yalnızca sıradan bir iletişim uygulaması olan ByLock’u kullanmasının ne şekilde yasadışı bir suç faaliyeti oluşturduğunu göstermekte (özellikle de gerçekten de FETÖ mensubu olduklarına ilişkin delil yokluğunda) hükümetin başarısız olduğuna işaret etmektedir. Fethullah Gülen hareketinin geniş çaplı erişimine dikkat çeken Avrupa Konseyi İnsan Hakları Yüksek Komiseri, bir Türk vatandaşının bu hareketle herhangi bir şekilde temas etmemesinin nadir olacağını belirtmektedir. Çalışma Grubu, Kasım 2016’da Türkiye’yi ziyaret eden görüş ve ifade özgürlüğü hakkının tanıtımına ve korunmasına ilişkin Özel Raportör’ün raporuna dikkat çekmektedir. Yalnızca telefonlarında ByLock bulunmasına veya başka muğlak delillere dayanılarak gözaltına alınan kişilere ait bazı örnekler Özel Raportörün dikkatine sunulmuştur. Çalışma Grubu ayrıca, İnsan Hakları Komitesinin 2980/2017 numaralı komünikasyonundaki ByLock uygulamasının kullanılmasına dayanılarak verilen tutukluluk kararlarının makul olma ve gereklilik kriterlerini sağlamadığına ilişkin son bulgularına işaret etmektedir. 

79. Mevcut olayda, Bay Göksan ve Bayan Göksan, kendileri tarafından reddedilen bir iddia olan ByLock uygulamasını kullanmış olsalar bile, bunun Çalışma Grubunca sadece ifade özgürlüğünün bir uygulaması olarak değerlendirileceği açıktır. Bu amaçla Çalışma Grubu, Sözleşmenin 19. Maddesinde ifade edildiği gibi görüş ve ifade özgürlüğünün, kişinin tam gelişmesi için vazgeçilmez şartlardan olduğunu; herhangi bir toplum için elzem olduğunu ve aslında her özgür ve demokratik toplumun temel taşı oluşturduğuna dikkat çekmektedir. İnsan Hakları Komitesi’ne göre, olağanüstü hal dönemlerinde 19. Maddeyi askıya almak asla gerekli olamayacaktır. 

80. İfade özgürlüğü, sınırlara bakılmaksızın her türlü bilgi ve fikri arama, alma ve iletme hakkını içerir ve bu hak, siyasi görüşler de dahil olmak üzere, her türlü fikir ve görüşün başkalarına iletilebilmesini ve başkaları tarafından alınabilmesini içerir. Dahası, Sözleşmenin 19 (2) maddesi, tüm görsel-işitsel biçimlerin yanı sıra elektronik ve internet tabanlı ifade biçimlerini de içeren tüm ifade biçimlerini ve bunların yayılma araçlarını korur.

81. Çalışma Grubu, bunun ilk defa bir Türk vatandaşının iddia edilen suç faaliyetinin ana tezahürü olarak sözde ByLock uygulamasının kullanımına dayanarak gözaltına alınması ve yargılanmasını incelediği başvuru olmadığını hatırlatmaktadır. Çalışma Grubu, bu gibi durumlarda, sadece ByLock uygulamasının kullanımının ne şekilde kriminal bir faaliyet oluşturduğunun açıkça açıklanmaması halinde tutukluluğun keyfi olduğu sonucuna varmıştır.  Çalışma Grubu, bu görüşlerine Türk makamları tarafından saygı gösterilmemesini ve bu davanın da aynı örüntüyü izlemesini esefle karşılamaktadır.

82. Çalışma Grubu, Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ve Sözleşme’nin 19. maddesinde güvence altına alınan hakların kullanılmasından kaynaklandığı ve dolayısıyla Kategori II’ye girdiği sonucuna ulaşmıştır.

83. Bay ve Bayan Göksan’ın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının II. Kategori altında keyfi olduğunu tespit ederek Çalışma Grubu, Bay Göksan ya da Bayan Göksan’ın yargılanmaması gerektiğini vurgulamak istemektedir. Ancak, yargılamalar yapılmıştır. Kaynak, bu yargılamalarda adil yargılanma hakkının ciddi şekilde ihlal edildiğini ve bu sebeple daha sonraki tutukluluğun Çalışma Grubu’nun III. Kategorisine girdiğini ileri sürmektedir.

84. Kaynak, Bay Göksan ve Bayan Göksan’ın tutuklanmasının; tutuklandıktan sonra sırasıyla 16 ve 15 aya kadar mahkemeye çıkarılmamaları, duruşma sırasında hiçbir önemli kanıtın sunulmaması, aleyhlerine olan delillere tam olarak ulaşamamaları ve kovuşturma için tanıkların çapraz sorgulama sırasında hazır bulunmamaları gerekçeleriyle kategori III’e göre keyfi olduğunu savunmaktadır. Hükümet bu iddiaları reddetmektedir. 

85. Çalışma Grubu ilk başta, gözaltı anından duruşma anına kadar 16 aylık bir gecikmenin otomatik olarak Sözleşmenin 14/3 maddesinin ihlali olmadığını, çünkü böyle bir gecikmeyi haklı kılan meşru sebeplerin bulunduğunu gözlemlemektedir. İnsan Hakları Komitesi’nin 32 (2007) sayılı mahkeme önünde eşitlik ve adil yargılanma hakkı üzerine olan genelgesinin 35. paragrafında, makul olanın her davanın kendi koşullarında; davanın karmaşıklığını, sanığın davranışlarını ve davanın idari ve yargı makamları tarafından ele alınma şeklini dikkate alarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmektedir. Çalışma Grubu bu nedenle, Bay ve Bayan Göksan’ın gözaltına alınması ve duruşmaları arasındaki sırasıyla 16 ve 15 aylık gecikmelerin, Sözleşme’nin 14/3 maddesinin ihlal ettiği sonucuna ulaşamamıştır.

86. Bununla birlikte, Çalışma Grubu, 14/3-(b) maddesine göre savunmanın hazırlanması için yeterli zaman ve olanaklara sahip olma hakkının, belgelere ve diğer kanıtlara erişimi içermesi gerektiğini ve bu erişimin savcının sanık aleyhine ve lehine mahkemeye sunmayı planladığı tüm materyalleri içermesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Sanık lehine olan materyaller sadece masumiyet kuran materyalleri değil, aynı zamanda savunmaya yardımcı olabilecek diğer kanıtları da içerecek şekilde anlaşılmalıdır. Hükümet, savunmanın neden Bay ve Bayan Göksan’a karşı savcılık tarafından kullanılan Excel sayfaları da dahil olmak üzere materyallere erişiminin reddedildiğine dair bir açıklama yapmamıştır. Böylece Çalışma Grubu, Sözleşmenin 14/3-(b) maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir. 

87. Ayrıca, Hükümet, savcılığın davası için kilit teşkil eden iki tanığın, Bay ve Bayan Göksan’ın yargılamaları sırasında hazır bulunmadığı iddiasına cevap verememiş, böylece savunmanın bu tanıkların çapraz sorgulamasını yapmasını engellemiştir. Çalışma Grubu, İnsan Hakları Komitesi’nin 32 (2007) sayılı mahkeme önünde eşitlik ve adil yargılanma hakkı üzerine olan genelgesinin 39. paragrafında, Sözleşme’nin 4/3-(e) maddesinin savunma ile ilgili olan tanıkların kabul edilme ve yargılamanın bir aşamasında kendilerine tanıklara soru sormak ve onların iddialarına karşı çıkmak için uygun bir fırsat verilmesi hakkını garanti altına aldığını ifade ettiğini hatırlatmaktadır. 

88. Hükümet, iki tanığın dava sırasında neden hazır olmadığına ve eğer mevcudiyetleri meşru bazı sebeplerden ötürü mümkün değilse savunmanın bu tanıkları başka yollarla çapraz sorgulayabilmesi için hangi yollara başvurulduğuna dair hiçbir açıklama yapmamıştır. Dolayısıyla Çalışma Grubu, yargılamada silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 10. maddesinin ve Sözleşmenin 14/3-(e) maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. 

89. Çalışma Grubu’nun görüşüne göre, silahların eşitliği ilkesinin bu iki ihlali, Bay ve Bayan Göksan’ın adil yargılanma hakkının ciddi bir ihlali anlamına gelmektedir ve tutukluluklarına keyfi bir karakter verecekleri gibi kategori III kapsamına da sokmaktadır.

90. Son olarak, kaynak, Bay ve Bayan Göksan’ın tutukluluğunun kategori V’e girdiğini, çünkü siyasi veya diğer görüşlere dayanan bir ayrımcılık oluşturduğunu iddia etmektedir. Hükümet, tutukluluklarının bir terör örgütüne üye olmaları iddiasından kaynaklandığını açıklayarak bu iddiayı reddetmiştir.

91. Mevcut olay, Gülen hareketi ile bağlantısı olduğu iddia edilen bireylerle ilgili son iki yılda Çalışma Grubunun önüne gelen 10. başvurudur. Tüm başvurularda Çalışma Grubu, ilgili kişilerin tutukluluğunun keyfi olduğunu tespit etmiştir ve Gülen hareketi ile bağlantısı olduğu iddia edilen kişilerin siyasi veya diğer fikirlerine dayanarak hedef alındığı bir örüntü ortaya çıkmıştır. Buna göre, Çalışma Grubu Türkiye Hükümeti’nin Bay ve Bayan Göksan’ı ayrımcılık için yasak bir zemin temelinde tutukladığını ve olayın kategori V’e girdiğini tespit etmiştir.

92. Bay ve Bayan Göksan’ın gözaltına alınmalarından önce hâkim oldukları dikkate alındığında, Çalışma Grubu, mevcut olayı, hâkimlerin ve avukatların bağımsızlığıyla ilgilenen Özel Raportöre işleyiş yönteminin 33-(a) paragrafına sevk etmektedir.

93. Çalışma Grubu, Bayan Göksan’ın sağlık durumları nedeniyle doktora erişiminin reddedildiğinin ve aşırı kalabalık koşullarda tutulduğunun kaynak tarafından iddia edildiğine işaret etmektedir. Çalışma Grubu, Hükümet tarafından bu iddiaların reddedildiğini belirtmekle birlikte, Hükümete, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca, hürriyetlerinden yoksun bırakılan tüm kişilerin, insan onuru gözetilerek muamele görmeleri gerektiğini hatırlatmak istemektedir. Bu bağlamda, tıbbi yardımın reddedilmesi Birleşmiş Milletler Mahkumların Tedavi Edilmesine İlişkin Asgari Standart Kurallarının (Nelson Mandela Kuralları), özellikle de 24, 25, 27 ve 30. kuralların ihlal edildiğini göstermektedir.

94. Çalışma Grubu, Türkiye’nin Temmuz 2018’de olağanüstü hali kaldırmasını ve Sözleşmedeki yükümlülüklerine yaptığı derogasyonların iptalini memnuniyetle karşılamaktadır. Bununla birlikte, Çalışma Grubu, hâkimler ve savcılar da dâhil olmak üzere 15 Temmuz 2016 tarihli darbeyi takiben çok sayıda kişinin gözaltına alındığının ve birçoğunun tutuklu bulunduğunun ve halen yargılamaların devam ettiğinin farkındadır. Çalışma Grubu, Hükümeti bu davaları uluslararası insan hakları yükümlülükleri uyarınca mümkün olduğunca çabuk çözmesi yönünde teşvik etmektedir.

95. Çalışma Grubu ayrıca, Türkiye’de keyfi tutukluluk konusunda son iki yılda önüne getirilen başvuru sayısında önemli bir artış olduğuna dikkat çekmektedir.

96. Çalışma Grubu Türkiye’ye bir ülke ziyareti yapma olanağı bulmayı memnuniyetle karşılayacaktır. Türkiye’ye Ekim 2016 tarihinde düzenlenmiş olan en son ziyaretten bu yana kayda değer zaman geçmiş olmasını göz önüne alarak, Çalışma Grubu bir başka ziyaret gerçekleştirmek için makul bir zaman olduğu kanaatindedir. Çalışma Grubu Hükümetin Mart 2001 tarihinde tüm tematik Özel Usul yetki makamları için sürekli geçerli bir davet çıkarmış olduğunu hatırlatmakta ve 8 Kasım 2017 tarihinde yaptığı bir önceki ziyaret talebine olumlu yanıt verilmesini beklemektedir.

Tasarruf

97. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, Çalışma Grubu aşağıdaki şekilde fikir beyan etmektedir:

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Maddeler 2, 3, 9, 10 ve 19 ile Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi Maddeler 9, 14, 19 ve 26 hükümlerine aykırı olmak suretiyle, Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’ın hürriyetten yoksun bırakılması keyfidir ve kategoriler I, II, III ve V kapsamına girmektedir.

98. Çalışma Grubu Hükümetin Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’ın durumunun çözüme kavuşturmak ve durumu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi kapsamında belirtilenler dâhil ilgili uluslararası normlara uyumlu hale getirmek üzere gecikmeksizin gerekli adımları atmasını talep etmektedir.

99. Çalışma Grubu, davaya konu bütün koşulları göz önüne alarak uygun çözüm yolunun uluslararası hukuk uyarınca Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’ın derhal tahliye edilmesi ve kendisine icra edilebilir tazminat ve diğer telafi yollarının açılması olduğu görüşündedir.

100. Çalışma Grubu keyfi hürriyetten yoksun bırakma halini çevreleyen koşullara dair kapsamlı ve bağımsız bir soruşturma yürüterek Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’ın haklarının ihlalinden sorumlu bulunacak kişilere dair uygun işlemleri gerçekleştirmeye çağırmaktadır.

101. İşleyiş yöntemi paragraf 33(a) kapsamında, Çalışma Grubu bu davayı hâkimler ve avukatların bağımsızlığından sorumlu Özel Raportöre iletme kararı almıştır.

102. Çalışma Grubu Hükümetten hâlihazırda sunulan bu fikir beyanının mümkün olan bütün imkânlar vasıtasıyla mümkün olduğunca geniş ölçekte dağıtımının sağlanmasını talep etmektedir.

Takip Prosedürü

103. İşleyiş yöntemi paragraf 20 hükümleri uyarınca, Çalışma Grubu kaynaktan ve Hükümetten hâlihazırda yapılan bu fikir beyanında belirtilen tavsiyelerin takibi çerçevesinde gerçekleştirilen işlemlere dair aşağıdaki hususları içerecek şekilde bilgi sunmasını talep etmektedir:

a) Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’ın tahliye edilip edilmedikleri ve edildilerse hangi tarihte edildikleri;

b) Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’a tazminat ödemesi veya diğer nitelikte telafilerin yapılıp yapılmadığı;

c) Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan’ın haklarının ihlal edilmesine yönelik olarak soruşturma gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve gerçekleştirildiyse soruşturmanın neticesi;

d) Türkiye’deki kanunlar ve uygulamaların hâlihazırda sunulan fikir beyanıyla paralel olarak uluslararası yükümlülükleriyle uyumlu hale getirilmesi için mevzuatta veya uygulamada değişiklikler yapılıp yapılmadığı;

e) Hâlihazırda sunulan fikir beyanının uygulanması yönünde herhangi başka işlem yapılıp yapılmadığı.

104. Hükümet, hâlihazırda sunulan fikir beyanının içeriğindeki tavsiyelerin uygulanmasında karşılaşabileceği herhangi zorluğa veya Çalışma Grubunun ziyareti gibi ihtiyaç duyabileceği herhangi başka teknik desteğe dair Çalışma Grubunu bilgilendirmekte serbesttir.

105. Çalışma Grubu, kaynak ve Hükümetin yukarıda belirtilen bilgileri hâlihazırda sunulan fikir beyanının alınmasını müteakiben altı ay içerisinde iletmesini rica etmektedir. Ancak, davaya ilişkin yeni endişelerin dikkatine sunulması halinde takip niteliğinde kendi işlemlerini yürütme hakkını da saklı tutmaktadır. Böylesi işlemler, Çalışma Grubunun İnsan Hakları Konseyini tavsiyelerinin uygulanmasında gerçekleştirilen ilerlemeye ve herhangi biçimde işlemlerin gerçekleştirilmemesi hususlarına dair bilgilendirme olanağı tanıyacaktır.

106. Çalışma Grubu İnsan hakları Konseyinin tüm taraf Ülkeleri Çalışma Grubu ile işbirliği yapmaya davet ettiğini ve görüşlerini dikkate almaları, gerektiğinde de keyfi olarak hürriyetleri kısıtlanan kişilerin durumlarının telafisi adına gerekli adımları atmaya ve atılan adımlara dair de Çalışma Grubunu bilgilendirmeye çağırdığını hatırlatır.

[21 Kasım 2018 tarihinde kabul edilmiştir]


  • 0

‘HUKUK PORNOSU’na dönen bir rezilliğin adıdır BYLOCK!

Cemaatçisinden sosyalistine, HDP’lisinden ateistine, alevilerden kürtlere kadar geniş yelpazedeki MUHALİF gruplar “FETÖ” ya da “Vatan Haini” isimli cadı kazanlarına atılmaya ve ‘vatanseverler’ce peşinen ve toptan cezalandırılmaya  devam ediliyor.

Bu toplu cezalandırılmalarda kullanılan en büyük delili(?) ise şüphesiz BYLOCK iddiası oluşturuyor.

ByLock yargılamalarında, bütün davaların temel  dayanağı kabul edilen ve Hakim – Savcılar tarafından adeta “Doğruluğu tartışılmaz bir delilmiş gibi” kabul edilen 88 sayfalık MİT raporunda ByLock kullanıcı sayısı 215 bin 92 kişi olarak açıklanmıştı
(https://www.adaletbiz.com/images/upload/bylock_1.pdf)

1,5 yılı aşkın bir süre boyunca sadece bu rapor gerekçe gösterilerek 10 binlerce kişi tutuklandı, peşinen cezalandırıldı, yuvalar dağıtıldı, her an listelere girme korkusuyla muhaliflere cehennem yaşatıldı!

Savcılıklara, ‘görevsiz ve yetkisiz’ MİT tarafından gönderilen ve CMK’yı yok sayarcasına hazırlanan bu excel listelerinde Mart 2017 tarihinde bir GÜNCELLEME(!) yapılarak liste 215.092’den 129.862’e indirildi (http://bylockgercegi.com/2019/03/25/bylockun-hic-bir-delil-ozelligi-yok-ve-hic-olmadi/)

Müyesser Yıldız’ın haberi ile öğrendiğimize göre (https://odatv.com/yargitayin-bylock-karari-niye-gecikti-26101805.html) MİT’e göre, “Listeler, 15 Temmuz şaibeli darbe girişiminin sonrasında ACİLİYETİNE BİNAEN “abonelik verileri” üzerinden hazırlanmıştı. 

Oysa abone ile kullanıcı farklı olabilirdi. Kullanıcı şahsın belirlenmesi için yeterince çalışma yapılmadan, gönderilen listeler üzerinde doğrudan adli işlem tesis ediliyordu. 

Yani kaçının hakkında işlem yapıldığını bilemediğimiz yaklaşık 100 bin kişi YANLIŞLIKLA araya kaynamıştı!

Bu tarihten sonra adli bilişim uzmanlarının gayretiyle “Morbeyin” denilen bir uygulamanın varlığı tespit edildi. Buna göre; haklarında soruşturma olan 11 bin 480 kişi iradeleri dışında ByLock sunucularına yönlendirilmişti.

Aynı haberden öğrendiğimize göre BTK’nın üst düzey bir yöneticisi, konuyla ilgilenen milletvekillerini teker teker arayıp, listelerde hata bulunmadığını, yönlendirmenin bir algı olduğunu anlatmış, telafi edilemeyecek bu hatayı kabul etmemek için uzun süre mücadele vermişti.

Habere göre, söz konusu listenin  Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslimi sonrasında da, bu durumun açıklanması için yaklaşık 2 hafta Saray’dan yani Erdoğan’dan haber beklenmiş ve ancak haber geldikten sonra açıklama yapılabilmişti!

‘Hata’ sonucu soruşturma geçiren, mesleklerinden ihraç edilen, tutuklanan, haklarında dava açılan bu kişilerin  2 yıl boyunca “yanlışlıkla” dünyalarının karartıldığı kabul edildi ki bu 

süre zarfında listede bulunduğu için 4 kişi intihar etmişti! http://magduriyetler.com/2017/12/30/hatali-bylock-listesinde-adi-olan-4-kisi-daha-once-intihar-etti 

Nisan 2018’de ise, “49.680 kişilik kullanıcı ID” olanların bulunduğu iddia edilen yeni bir liste oluşturularak yeniden adli makamlara gönderildi (http://bylockgercegi.com/2019/03/25/bylockun-hic-bir-delil-ozelligi-yok-ve-hic-olmadi/ ). Böylelikle her güncellemede 100 bin kişi eksilerek yeni listeler oluşturuldu.

Emniyet sorgusunda, kullandığı BELOC isimli kalp ilacını sorduklarını zannederek hakkındaki suçlamayı(?) kabul eden Pütürge’li 80 yaşındaki Rahmi dayı (https://twitter.com/KorayPeksayar/status/1110538586284351488?s=19) gibi binlerce kişi, aylarca MASUMİYETLERİNİ İSPATLAYAMADIKLARI için tutuklu kaldılar!

Müyesser Yıldız, adli bilişim uzmanlarına dayanarak yazdığı Eylül 2018’deki haberinde ise (https://odatv.com/40-bin-kisilik-yeni-bylock-skandali-mi-25091830.html), ilk güncellemeden sonraki listede ‘sütun kayması’ sebebi ile 40 bin kişinin yanlışlıkla araya kaynadığını dile getirdi ama bir işlem yapılmadı!

Yargıtay 16.Ceza Dairesi, 2017 yılında  jet hızıyla aldığı kararında ByLock’un tek başına “KESİN” olarak terör örgütü üyeliği suçu için delil olacağını kabul etmiş (https://www.sabah.com.tr/gundem/2017/06/17/bylockta-son-nokta-kesin-delil-olabilir) ve onbinlerce kişi bu yanlış içtihat(?) dayanak gösterilerek peşinen cezalandırılmıştı

Fakat daire 2018 Haziran’ında, ‘User-ID eşleşmesi’ yapılmadan operatör kayıtlarının tek başına delil olamayacağı yönünde karar alıp (https://www.memurlar.net/haber/757580/yargitay-dan-cg-nat-verilerine-dayali-bylock-dosyalari-icin-cok-onemli-karar.html), “yazışma içeriklerine” bakılması gibi yeni kriterler belirledi. Onbinlerce beraat etmesi gerekirken böyle olmadı. 

Müyesser Yıldız’ın ilk makalesine göre, Yargıtay CGK bu durumu görüşürken, asıl mağduriyete sebep veren MESAJ İÇERİKLERİ gündeme gelmişti. Ve “içeriği maddi olgularla desteklenmeyen User Id tespitlerinin delil niteliği bulunmamaktadır” şeklinde bir madde kabul görmüştü.

Bu şerh hayati önem taşımaktaydı zira, ByLock’ta ID eşleşmesi görünmesine rağmen tek mesaj atmamış onbinlerce kişi bulunduğu gibi, eşini aldatmak amacıyla (https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/03/29/bylocku-esimi-aldatmak-icin-kullandim/ ) veya Mason Locası üyeliği için (https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2016/11/11/bylockla-masonik-yazismalar-yaptim) bu ByLock itiraf edenler de çıkmıştı!

Morbeyin listelerinin gecikmesine sebep olan “Saray’dan yargıya uzanan uzun kol” yeniden devreye girip bu önemli şerhin yazılmasını ENGELLEMEK İSTEDİĞİ, Müyesser Yıldız’ın aynı makalesinde iddia edilmişti.

Aralık 2018’de açıklanan ve kendi içinde birçok çelişkiyle dolu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında SARAYDAN UZANAN UZUN KOL’un devreye girdiği, ÇÖP olduğunun ortaya çıkmasından korkulan sözde ByLock delilinin(?) için söz konusu şerhin yazılmadığı görülecekti! 

MİTin servis ettiği ilk listeyi güncelleyerek 100.000 kişiyi eklenme gerekçesi olarak öne sürdüğü ‘işin aciliyetine binaen’ saçmalığı renk değiştirerek AYM (ör:Tahir Gökatalay) AİHM (ör: Vidal/Belçika) ve uluslararası kabulleri yerle bir ederek YCGK’da tekrar ortaya çıktı

16.Ceza Dairesi, bir kişinin BYLOCK ağına dahil olduğu ile ilgili olarak aradığı asgari şart olan “Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” ,Yargıtay CGK’nun kararına konu olan dosyada YOKTU. Ama bu eksik belge hükümden sonra, temyiz aşamasında dosyaya eklenmişti.

Bu durum CMK 217/1 başta olmak üzere ulusal ve uluslar arası tüm mevzuatlara göre “SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ” prensibi gereğince ADİL YARGILANMA İLKESİ’nin açıkça ihlalini oluşturmaktadır. Sanığın, aleyhine olan belge ile ilgili  SAVUNMA HAKKINA açıkça tecavüz edilmiştir!

YCGK, bu tasarrufu için bulduğu sözde gerekçe, sadece hukuk öğrencilerini değil, kargaları bile güldürücek cinstendir; “sanığa bu belge ile ilgili yeniden savunma hakkı verilmesi, usul ekonomisi gereği sanığın makul sürede yargılanma hakkını ihlal eder”https://twitter.com/tarik_avukat/status/1104085467178455040?s=19

Ele geçirilmesinden excel listelerine, AKP’li Hakim Savcılarca KUTSAL kabul edilmesinden sürekli GÜNCELLENMESİNE, 16. CD’nin yerel mahkemelerce UMURSANMAMASINDAN, “Sarayın” müdahale ettiği YCGK kararına kadar baştan sonra “HUKUK PORNOSU”na dönen bir rezilliğin adıdır BYLOCK!


  • 0

İşte ByLock tutuklamalarını çürüten ilk uluslararası karar

Kategori:Genel

“ByLock’u çürüten ilk uluslararası karar: Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, 18 Ekim 2018 tarihli Mestan Yayman (Türkiye) kararı: “ByLock gibi olağan bir iletişim uygulamasını (regular communication application) sadece kullanma suç delili olamaz.

“ByLock iddiası ile yargılanan her birey; ilk derece mahkemeleri, istinaf ve Yargıtay aşamalarında bu kararı dosyalarına ekleyerek “ByLock verilerinin delil olamayacağına ilişkin BM çalışma grubu kararına” dayanarak beraat talep etmeliler. Bu talep sizler için ileriki hukuki aşamalarda önemli bir adım olacaktır.”

İşte kararın özeti ve değerlendirmesi.

TÜRKÇE RAPORU İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN – PDF

İNGİLİZCE ORJİNALİNİ İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN – PDF


BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KEYFİ TUTUKLAMALAR ÇALIŞMA GRUBU (BM KTÇG) Mestan Yayman (Türkiye) KARARININ DEĞERLENDİRMESİ

(Opinion No. 42/2018 – 21 Ağustos 2018)

  1. OLAYLARA DAİR ÖZET AÇIKLAMA
  2. Mestan Yayman Antalya eski Vali yardımcısı olup, 1 Eylül 2016 tarih ve 672 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edildiğini öğrenmeden, aynı gün, ailesini ziyaret ettiği Muğla ilinde gözaltına alınıp Antalya’ya götürülmüştür. 7 Eylül 2016 tarihine kadar kendisine suçlamalara dair hiçbir bilgi verilmemiş, bu süre zarfında hiç kimseyle de görüştürülmemiştir. İlk beş gün hiçbir avukatla da görüştürülmemiştir. Avukatıyla ilk görüşmesinde bir polis memuru hazır bulunmuş ve görüşmeye dair teknik araçlarla kayıt yapılmıştır. İlk kez 7 Eylül 2016 tarihinde savcı tarafından yapılan sorgusunda, “bir tanığın, hakkında FETÖ/PDY üyeliği suçlaması” yaptığını öğrenmiştir. Sorguda ayrıca kız çocuklarından birini Gülen Hareketiyle ilişkili olan “yasal” bir okula göndermekle suçlanmış, ancak saat 20.30 sularında adli kontrolle serbest bırakılmıştır.
  3. Mr. Yayman 8 Eylül 2016 tarihinde tekrar gözaltına alınmış, ancak bu ikinci gözaltına ilişkin de kendisine hiçbir neden bildirilmemiştir. 11 Eylül 2016 tarihinde başka bir savcı tarafından, avukatın gelmesi beklenmeden, tekrar sorgulanmıştır. Bu sorguda, bir tanığın ifadesine dayalı olarak, “2013 yılı öncesi Gülenistler tarafından yapılan dini sohbetlere (religious talks) katılma” suçlaması yapılmıştır. Savcının talebi üzerine, Mr. Yayman Antalya 2. Sulh ceza hakimliğince tutuklanıp Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevine gönderilmiştir. Karar tarihinde hâlâ aynı cezaevinde tutukludur.
  4. On ay sonra, 2 Haziran 2017 tarihinde, Mr. Yayman savcı tarafından tekrar sorguya çağrılmış ve kendisine “Aralık 2014 tarihinde ByLock kullandığı suçlaması” yapılmıştır. Mr. Yayman bu suçlamayı reddetmiştir. BM KTÇG’ye yapılan başvuruda, ByLock’a ilişkin suçlamanın bir istihbarat raporuna dayandığını ve CMK’ya göre istihbari verilerin delil olamayacağı da belirtilmiştir.
  5. Eylül 2017 tarihinde, gözaltına alındıktan tam 12 ay sonra Mr. Yayman hakkında bir iddianame düzenlenmiş ve 7 Kasım 2017 tarihinde de ilk duruşma yapılmıştır. Böylece 14 ay mahkeme huzuruna çıkarılmadan tutuklu olarak kalmıştır. İlk duruşmada, Mahkeme başkanı, ana tanığa Mr. Yayman’ı, Gülen Hareketi tarafından organize edilen herhangi bir dini sohbette görüp görmediğini sormuştur. Bahse konu tanık “Hayır” şeklinde yanıt vermiştir.
  6. 3 Ocak 2018 tarihinde ikinci ve son duruşma yapılmış olmasına rağmen, Mr. Yayman’a savunmasını yapması için bu duruşmanın son şansı olduğu hatırlatılmamıştır. Bu duruşmada da Mr. Yayman’a ByLock uygulamasını kullanıp kullanmadığı sorulmuş, Yayman bu soruya “kullanmadığı” şeklinde cevap vermiştir. Buna rağmen, “Türk İstihbarat Servisi tarafından gönderilen Excel dosyasının içeriğini çürüten herhangi bir delil sunamadığı için,[1] ve gizli servis tarafından hazırlanan listede ByLock kullanıcısı olarak isminin yer alması, bir kişinin terör örgütü üyesi olarak kabul edilmesi için tek başına yeterli olduğu” gerekçesiyle Mr. Yayman toplam 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
  7. İlk derece mahkemesi önündeki yargılamada, Mr. Yayman, cep telefonunda ByLock uygulaması bulunup bulunmadığının araştırılması için bilirkişi incelemesi telebinde bulunmuş, ancak bu talep Mahkeme Başkanınca reddedilmiştir. Mr. Yayman’ın ByLock kullandığı iddiasına dayanak olarak, “Excel listesinde sadece Mr. Yayman’ın telefon numarasının bulunduğu, kullanıcı adı veya benzeri başkaca hiçbir içerik bulunmadığı ve ByLock ile kimlerle iletişim kurduğuna dair hiçbir bilgi bulunmadığı” belirtilmiştir. Mr. Yayman’ın son kez 20 Aralık 2014 tarihinde ByLock uygulamasını kullandığı iddia edilmiş olup, bir an için bu iddia doğru olsa dahi 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimine ilişkin olaylarla bu uygulamanın hiçbir ilgisinin olmadığı belirtilmiştir.
  8. Ağır ceza mahkemesi başkanı, mahkeme koridorunda hazır bekleyen ve Mr. Yayman’ın dinlenmesini talep ettiği tanıkları da dinlemeyi reddetmiştir. Ayrıca, Mahkeme Başkanı, Mr. Yayman’dan sürekli olarak savunmasını kısa tutmasını istemiştir. İkinci ve son duruşmada, Mahkeme, ana tanığı, Mr. Yayman ve avukatı duruşmada olmaksızın, sanığın ve avukatının yokluğunda dinlemiştir. Her ne kadar tanık Mr. Yayman’dan şikayetçi olmadığını ifade etse de Mr. Yayman’a ve avukatına tanığı sorgulama ve ona soru sorma imkânı tanımamıştır.
  9. Mr. Yayman’a, duruşma öncesi avukatıyla görüşme imkânı tanınmamış, konuşmaları engellenmiştir.
  10. Başvuruyu BM KTÇG’ye sunana göre, terörizm özel bir suç tipi olup, bu suç açısından somut suç delillerinin gösterilmesi gerekir. Oysa, Mr. Yayman, sadece ByLock kullandığı iddiasıyla 7 yıl 6 ay ağır hapis cezasına mahkûm edilmiştir. BM KTÇG kararında belirtildiğine göre, birçok insan da sadece aynı gerekçe ile asgari 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmektedir.
  11. Son olarak, başvuruyu sunan “Source”a göre, ByLock uygulaması Google Play ve Apple Store’da herkese açık bir uygulama olup, sadece Gülenistler tarafından kullanılan bir uygulama olduğu iddiası tamamen temelsizdir. Bir an için bu uygulamanın sadece Gülenistler tarafından kullanıldığı iddiasının doğru olduğu varsayılsa dahi, Mr. Yayman’ın bu uygulamayı kullandığı belirtilen Aralık 2014 tarihinde Gülen Hareketi bir terör örgütü olarak tanınmamıştı. Dolayısıyla, Türk Hukukunda ByLock kullanma gibi bir suç türü de bulunmadığından, bu nedenle mahkûmiyet kararı verilmesi “kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini” ihlal eder.
  12. Mr. Yayman’ın tutukluluğa dair itirazları ve tahliye talepleri her ay düzenli olarak gerekçesiz şekilde reddedilmiştir. Tutukluluğa ilişkin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru da, “ByLock kullanma terör örgütü üyeliği için tek başına yeterli delil olup, bu nedenle tutukluluğun uzun ve keyfi olduğu söylenemez” şeklindeki gerekçe ile reddedilmiştir. Başvuruyu sunan Source’a göre, Anayasa Mahkemesinin diğer kişilere ilişkin tutukluluk konusundaki kararları birbirinin neredeyse aynısı olup, tek fark, başvurucu isimleridir. Bu da aynı tip kararların Anayasa Mahkemesince kopyalanıp yapıştırılarak diğer başvuruculara gönderildiğini göstermektedir. Bir an için AYM Mr. Yayman’ın başvurusunu kabul etse dahi, AYM kararları, diğer başvurularda olduğu gibi, ilk derece mahkemelerince de uygulanmamaktadır.
  13. Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu (BM KTÇG), eski Antalya Vali Yardımcısı Mestan Yayman adına yapılan başvuruyu 21 Ağustos 2018 tarihinde karara bağlamış ve ileri sürülen şikayetlerden biri hariç tamamı açısından ihlal kararı vermiştir. Bu karar 18 Ekim 2018 tarihinde yayınlanmıştır.[2] Mahkemelerin bağımsız olmadığına dair şikâyet, somut olgu sunulmadığı gerekçesiyle karara bağlanamamıştır.
  14.  İHLAL EDİLEN İNSAN HAKLARI
  15. BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu yaptığı incelemede, ilk olarak Türk Hükümetinin sunduğu “iç hukuk yolları tüketilmediği için başvurunun reddedilmesi gerektiği” yönündeki argümanı incelemiş ve BM KTÇG’ye başvuru için iç hukuk yollarının tüketilmesinin şart olmadığı gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir. Hükümetin “derogation” (OHAL döneminde bazı hakların askıya alındığına dair) itirazını da, “BM MSHS’nin 9. ve 14. Maddelerinin en temel haklardan olduğu ve bu haklara yönelik istisnaların mutlak şekilde gerekli olması kaydıyla kabul edilebileceğini, (durumun kesinlikle gerektirdiği tedbirler dışındaki kısıtlamaların kabul edilmeyeceğini) belirterek ve BM İnsan Hakları Komitesinin 2007 ve 2014 yıllarında kabul ettiği Genel İlkelere (General Comments No. 35 (2014) and No. 32 (2007)) atıf yaparak reddetmiştir.
  16. BM KTÇG, esasa ilişkin yaptığı incelemede, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB) ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu 1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (BM MSHS) hükümlerini dikkate alarak Mr. Yayman’ın birçok hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir. BM KTÇG, hak ihlallerini beş kategori altında incelemekte olup, mültecileri ilgilendiren Kategori IV dışındaki tüm kategorilerde hak ihlalleri olduğunu tespit etmiş ve başvurunun süjesi olan Mr. Yayman’ın derhal serbest bırakılmasına hükmetmiştir.
  17. Kategori I Kapsamındaki Hak İhlalleri

Özet: (1) Suçlamaların kısa sürede bildirilmesi hakkının ihlali, (2) gözaltının ilk anından itibaren avukata erişim hakkının ihlali, (3) özgürlükten yoksun bırakmanın hukuka uygunluğunu denetleyecek etkin başvuru hakkının ihlali

  1. Mr. Yayman iki kez, resmi herhangi bir yakalama müzekkeresi gösterilmeden gözaltına alınmış, ilk gözaltında ilk altı gün, ikinci gözaltında da dört gün boyunca kendisine resmi bir suçlama yapılmadığı gibi herhangi bir bilgi de verilmemiştir. Böylece suçlamalar kısa sürede kendisine bildirilmemiş ve “gözaltına almanın nedenlerinin şüpheliye kısa sürede bildirilmesi hakkı” ihlal edilmiştir (BM MSHS m. 9 § 2).
  2. İkinci olarak, BM KTÇG, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin, bu durumun hukuka uygunluğunu denetletebileceği bir mahkemeye başvuru hakkının, uluslararası hukukun emredici ilkeleri arasında olduğunu belirttikten sonra, Mr. Yayman’ın gözaltına alma işlemine karşı etkin başvuru yapma hakkını (BM MSHS m. 9 § 4) da kullanamadığını tespit etmiştir. Buna gerekçe olarak, özellikle suçlamaların (gözaltına almanın nedenlerinin) kısa sürede Mr. Yayman’a bildirilmemesini ve gözaltının ilk beş günü avukatıyla görüştürülmemesini göstermiştir (Bir kişi suçlamaların neler olduğunu bilmeden ve bir avukatın hukuki yardımından yararlanamadan, tutmanın hukuka uygunluğunu denetleyecek mahkemeye etkin şekilde başvuramaz.). BM KTÇG belirtilen gerekçelerle, tutmanın hukuka uygunluğunu denetleyecek bir mahkemeye etkin şekilde başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. KTÇG’ye göre, bu hakkın etkin şekilde kullanılabilmesi için, özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes, gözaltının ilk anından itibaren, kendi belirleyeceği bir avukatın hukuki yardımından etkin şekilde yararlanma hakkına sahiptir. BM KTÇG, Mr. Yayman’ın en azından gözaltının ilk beş günü avukatla görüşemediğini, bu durumun bahse konu hakkı etkili şekilde kullanma açısından çok ciddi negatif etkisinin olduğunu ve BM MSHS’nin 9 § 4 hükmünde korunan hakkı ortadan kaldırdığı sonucuna varmıştır.
  3. Gözaltına almanın nedenleri, ilk altı gün (ilk gözaltı) ve dört gün (ikinci gözaltı) bildirilmediği ve resmi bir suçlama yapılmadığı için ve tutmanın hukuka uygunluğunu denetleyecek etkin bir başvuru yoluna başvurmaktan mahrum bırakıldığı için, Mr. Yayman’ın gözaltına alınması ve tutuklanması keyfidir. Bu keyfilik Kategori I kapsamındadır.
  4. Kategori II Kapsamındaki Hak İhlalleri

Özet: ByLock kullanma” ve “2013 yılında GülenHareketince organize edilen dini sohbetlere katılma” terör örgütüsuçlamasına dayanak yapılamaz. Mr. Yayman’ın bu gerekçelerle tutuklanması veyargılanması, düşünce özgürlüğü, düşünceyi açıklama özgürlüğü ve barışçıltoplantı yapma ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal eder. BM KTÇG’ye göre, temel hakların kullanılmasından ibaret olan buiddialara dayalı olarak bir kişi hakkında dava açılıp yargılama dahi yapılamaz(“the Working Group wishes to emphasize that notrial of Mr. Yayman should have taken place”, § 94).

  1. Kategori II altında, başvurucu (source), “2013 yılında Gülen Hareketince organize edilen dini sohbetlere katılma” ve “ByLock isimli iletişim uygulamasını kullandığı” iddiasıyla tutuklanıp yargılandığı için Mr. Yayman’ın tutukluluğunun keyfi olduğunu iddia etmiştir.
  2. Hükümet, Mr. Yayman’ın sadece bu iki delile dayalı olarak mahkûm edilmediğini, savcılığın sunduğu ve yargısal yollarla elde edilen diğer tüm deliller dikkate alınarak mahkûmiyet kararı verildiğini iddia etmiştir. Ayrıca, ByLock ile ilgili olarak, Hükümet, ilk derece mahkemesinin, Mr. Yayman’ın ByLock aracılığıyla yaptığı iletişime dair bilgilerin istediğini ve elde ettiğini de ileri sürmüştür (§ 81).
  3. BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, diğer hak ihlalleri konusunda olduğu gibi, bu iki hususla ilgili olarak da Hükümetin sunduğu argümanları geçerli birer gerekçe olarak bulmamış ve aşağıdaki gerekçelerle Mr. Yayman’ın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının keyfi olduğuna karar vermiştir:
  4. BM KTÇG’ye göre, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi tarafından hazırlanan ve OHAL döneminde alınan tedbirlerin insan haklarına etkisine dair raporda belirtildiği gibi, kamu görevinden ihraçlarda kullanılan gerekçeler (Bank Asya’ya para yatırma, Gülenist Network’a ait sendika ya da derneklere üye olma, ByLock veya benzeri kriptolu iletişim uygulamalarını kullanma, polis veya gizli servis raporları, sosyal medya bağları, yaptıkları bağışlar, ziyaret edilen web siteleri veya çocuklarını Gülenist Networkla ilişkili okullara gönderme), Mr. Yayman’ın ceza yargılamasında da uygulanmıştır.
  5. BM KTÇG’ye göre, Milli Güvenlik Kurulunun 2015 yılında[3] FETÖ isminde terör örgütü olarak nitelendirdiği tarihte dahi, bu organizasyonun şiddete başvurmaya hazır olduğu (15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimine kadar) Türkiye Toplumunda görünür hale gelmemiştir. Bu nedenle, BM KTÇG, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri tarafından 7 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan Memorandum’daki[4] görüşlere referans yaparak, kişiler hakkında ceza soruşturması yürütürken ilgililer arasında ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir. Eş ifade ile, illegal eylemleri olanlarla (1. GRUP), şiddete başvuracağından habersiz olarak bu harekete sempati duyan, destekleyen veya bu hareketle bağlantılı yasal kuruluşlara üye olanlar (2. GRUP) arasında ayrım yapılması gerektiğini ifade ederek (§ 85),[5] ikinci grupta olanların ceza soruşturmasına muhatap olamayacaklarını ima etmiştir.
  6. BM KTÇG, Mr. Yayman’ın Gülen Grubuna bağına dair ileri sürülen temel iddiaların 2013 yılında bu grubun toplantılarına katıldığı ve ByLock kullandığı iddiası olduğunu gözlemlemiştir. Buna rağmen, Hükümetin, Mr. Yayman’dan hareketlerinde, bir suç örgütünün destekçisi olduğunu gösteren hiçbir illegal eylemini gösteremediğini not etmiştir.
  7. 2013 yılında Gülen Hareketince organize edilen dini sohbetlere katılma hususuyla ilgili olarak BM KTÇG, bu iddianın Gülen Grubunun terör örgütü ilan edildiği tarihten asgari 2 yıl öncesine ait olduğunu (esasında 3 yıl – bkz. dipnot 3) belirtmiştir. Ayrıca, Hükümetin, Mr. Yayman’ın bu toplantılara katılmasının herhangi bir suç eylemine yol açtığına dair hiçbir delil göstermediğini de ifade etmiştir. BM Çalışma Grubu, Hükümetin, Mr. Yayman’ın olay tarihinde meşru (legitimate) ve barışçıl toplantılara katılmasını spesifik olarak gerekçelendirememesi nedeniyle, Mr. Yayman’ın “barışçıl toplantılara katılma ve örgütlenme hakkının” ve dolayısıyla BM MSHS’nin 21. ve 22. Maddelerinin ihlal edildiğini kararlaştırmıştır.
  8. ByLock kullanma iddiasına gelince, BM Çalışma Grubu, Mr. Yayman’ın ByLock gibi olağan bir iletişim uygulamasını (regular communication application) sadece kullanmasının, ne türden illegal bir suç eylemi oluşturduğunu Hükümetin gösteremediğini not etmiştir. Çalışma Grubuna göre, Hükümet, her ne kadar mahkemenin, sanığın ByLock ile yaptığı iletişime dair kayıtları istediğini ve elde ettiğini belirtse de, Hükümet, spesifik olarak Mr. Yayman’ın yazışmalarının nasıl bir suç eylemi oluşturduğunu da gösterememiştir. Çalışma Grubu yine Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Memorandum’una atıf yaparak, “bir Türk vatandaşı için, hayatının herhangi bir aşamasında bu Hareketle şu ya da bu şekilde iletişime geçmiş olmaması veya ilişki kurmamış olması son derece istisnai bir durumdur.[6]
  9. BM Çalışma Grubuna göre, Mr. Yayman’ın ByLock uygulamasını kullanmış olduğu varsayılsa dahi (Mr. Yayman bu iddiayı reddetmektedir.), “Mr. Yayman’ın ByLock uygulamasını kullanması, kendisinin sadece düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanmasından ibarettir.”. Düşünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğü, bireyin tam olarak kişiliğini geliştirmesinin olmazsa olmaz koşulları arasında olup bu iki özgürlük her toplum için temel değerinde özgürlüklerdir. Bu özgürlükler, her özgür ve demokratik toplumun temel taşlarındandır.
  10. BM Çalışma Grubuna göre, “ifade özgürlüğü, ülke sınırları gözetilmeksizin, bilgi, haber ve görüş alma, araştırma ve başkalarına iletme hakkını kapsar. İfade özgürlüğü ayrıca, politik görüşler dahil her türlü fikir ve görüşü açıklama ve diğer kişilere iletilecek nitelikte olan her türlü bilgi ve haberleri elde etme hakkını da kapsar. Üstelik BM MSHS’nin 19 § 2 hükmü, her türlü düşünce açıklamasını ve bu açıklamaları yayma yöntemlerini de korur. Buna, görsel ve işitsel, elektronik ve İnternet temelli bilgiyi iletme ve açıklama yöntemleri de dahildir. İfade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, bu özgürlüğün kendisini kullanılamaz hale getirir nitelikte olamaz. BM Çalışma Grubuna göre, Hükümet, Mr. Yayman’ın ifade özgürlüğüne uyguladığı kısıtlamanın, BM MSHS’nin 19 § 3 hükmüyle nasıl bağdaştığını da açıklayamamıştır.
  11. BM Çalışma Grubu, belirtilen iki temel delilin yasa dışı hiçbir niteliğinin olmadığını tespit ettikten sonra, Mr. Yayman’ın gözaltına alınıp tutuklanmasının BM MSHS’nin 19, 21 ve 22. Maddelerinde korunan hakları kullanmaktan ibaret olduğu sonucuna varmıştır. Eş ifade ile, BM KTÇG, Mr. Yayman’ın temel üç hakkını kullandığı için tutuklandığını tespit etmiştir (Temel hakları kullanmak suç olamaz.).
  12. BM Çalışma Grubu bu tespitten sonra, Mr. Yayman hakkında (bu faaliyetlere dayalı olarak) herhangi bir yargılama dahi yapılmaması gerektiğinin altını çizmiştir (the Working Group wishes to emphasize that no trial of Mr. Yayman should have taken place.).
  13. Kategori III Kapsamındaki Hak İhlalleri

Özet: (1) “Avukatla özel bir alandagörüşememe, 20 dakika gibi son derece kısa bir süre görüşme, bir gardiyaneşliğinde ve teknik aletlerle kayıt yapılarak görüşme (üçüncü bir göz ve kulakolmadan avukatla iletişim kuramama), vekil-müvekkil arasındaki iletişiminmutlak gizliliği ilkesinin ihlali ve duruşma öncesi avukatla konuşmasınınengellenmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir. (2) İddia tanığının ifadesini verdiği duruşmada sanık ve avukatının hazırbulunmaması ve böylece tanığa soru sorma ve onu sorguya çekme hakkından mahrumbırakılması BM MSHS m. 14 § 3(e)’de korunan hakları ihlal etmiştir. (3) ByLock konusunda bilirkişi inceleme talebi ile lehe tanıklarındinlenmesi talebinin mahkemece reddi adil yargılanma hakkını ihlal etmiştir.

  • Kategori III başlığı altında özellikle “Gülenistleri yargılayan mahkemelerin bağımsız olmadığı, Mr. Yayman’ın avukatıyla özel olarak, üçüncü bir göz ve kulak olmadan görüşme imkânından mahrum bırakıldığı, aleyhe tanığın ifadesinin sanık ve avukatının yokluğunda alındığı ve bu tanığı sorguya çekemedikleri ve savunmanın tanık dinletme ve bilirkişi incelemesi taleplerinin reddedildiği” gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.
  • BM KTÇG, “mahkemelerin bağımsız olmadığı” şikayetiyle ilgili olarak, başvurucu tarafın bu iddiasını spesifik örneklerle (somut olaylar ve olgularla) delillendirmediği ve bu hususta somut bilgi sunmadığı için, iddianın gerçek olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşamayacağını belirtmiştir (§ 96).
  • Avukatla özel olarak, üçüncü bir kişi ve teknik araçlarla kayıt olmadan görüşme hakkının ihlali”: BM Çalışma Grubu, bu şikâyete ilişkin olarak, Mr. Yayman’ın yargılama öncesi avukatıyla (cezaevinde) yaptığı görüşmelere bir gardiyanın eşlik ettiğini ve teknik araçlarla kayıt yapılarak görüşmeye izin verildiğini tespit etmiştir. BM KTÇG, BM İnsan Hakları Komitesinin No. 32 sayılı Genel İlkelerinde belirtildiği gibi, “yasal temsilciler müvekkilleriyle özel bir alanda toplantı yapabilmeli ve vekil-müvekkil arasındaki iletişim mutlak şekilde gizliliğe saygı gösterilerek yapılmalıdır.” Bu hak, Mr. Yayman’a tanınmamış olup, üstelik avukatıyla yaptığı görüşmeler 20 dakika ile sınırlandırılmıştır. 20 dakikalık görüşme, BM MSHS m. 14 § 3(b)’nin gereklerini kesinlikle karşılamamaktadır. Tüm bunlara ek olarak, yargılama başladıktan sonra da, Mr. Yayman’ın her iki duruşma öncesi de avukatıyla konuşması engellenmiş olup, bu durum BM MSHS m. 14 § 3(b)’nin ek bir ihlaline yol açmıştır (§ 99).
  • İddia tanıklarını sorgulama ve savunma tanıklarını aynı şartlarda dinletme hakkı: BM KTÇG, öncelikle yargılamayı yapan hâkimin (mahkeme başkanının) savunmayı kısa tutma konusunda sürekli olarak uyarıda bulunmasını ve ana tanığın ifadesini verdiği duruşmada Mr. Yayman ve avukatının hazır bulunmadığı olgusunu not etmiştir. İddia tanığının ifadesini verdiği duruşmada Mr. Yayman ve avukatının hazır bulunmaması ve böylece tanığa soru sorma ve onu sorguya çekme hakkından mahrum bırakılması, BM Çalışma Grubuna göre, ilk görünüşte dahi çok ciddi bir şekilde Mr. Yayman’ın BM MSHS m. 14 § 3(e) hükmünde korunan haklarını ihlal etmiştir. BM KTÇG, Hükümet’in, bu kadar ciddi bir hak ihlali konusunda, ana tanığın ifadesini verdiği duruşmada, Mr. Yayman ve avukatının hazır bulunmamasının nedeplerini açıklayamadığı olgusunun altını özellikle çizmiştir. BM KTÇG’ye göre, bu durum, Mr. Yayman’ın ağır şekilde ihlal edilen haklarından biridir.
  • BM KTÇG, yukarıdaki hak ihlallerini saptadıktan sonra, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 sonrası yapılan yargılamalar açısından son derece ağır bir anlamı olan şu ifadeyi kullanmıştır: “Mr. Yayman’ın yargılamasındaki adil yargılanma hakkı ihlalleri, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin delillendirdiği genel örneği sıkı şekilde takip etmektedir. İnsan Hakları Komiserinin belirttiği gibi, “OHAL KHK’ları ile kamu görevinden çıkarılanlar, aleyhlerine herhangi bir “delil” gösterilmeden kamu görevinden çıkarılmışlar ve “çekişmeli yargılama ilkesinin gereklerine uygun olarak kendilerini savunma haklarından da mahrum bırakılmışlardır.” (the persons in question [those dismissed under the decrees ordering the dismissals] were not provided with evidence against them and were unable to defend themselves in an adversarial manner in many cases”.)”[7] (§ 102). BM Çalışma Grubu, böylece, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin OHAL KHK’ları ile kamu görevinden çıkarılanlar hakkında yaptığı tespitteki uygulamanın, ceza yargılamalarında da sıkı şekilde tekrarlandığını ifade etmiştir.
  • Bilirkişi inceleme talebi ve lehe tanıkların dinlenilmesi talebinin reddi: BM KTÇG ayrıca, Mr. Yayman’ın “cep telefonunda ByLock uygulamasına dair verilerin bulunup bulunmadığının tespiti için yaptığı bilirkişi inceleme talebinin ve duruşma salonunun kapısında bekleyen lehe tanıkların dinlenmesine yönelik talebinin” yargılamayı yapan mahkemece reddedilmesini de ihlal nedenleri arasında görmüş ve Hükümetin bu hususlarda herhangi bir cevap vermediğini de not etmiştir (§ 98).
  • BM KTÇG, sonuç olarak, Kategori III altında, Mr. Yayman’ın adil yargılanma hakkı konusunda, avukata erişim hakkı, savunmasını yapmak için yeterli süre ve kolaylıklara sahip olma hakkı, lehe delilleri sunma hakkı ve aleyhe tanığı sorgulama hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
  • Kategori V Kapsamındaki Hak İhlalleri

Özet: Gülen Grubuyla ilgisi olup da aktif üyesi olmayan veya kriminal aktivitelerini desteklemeyen kişilerin hedef alındığı görülmektedir. Bireylerin politik veya diğer görüşleri veya statüsüne bağlı olarak ayrımcılığa tabi tutulup özgürlüklerinden yoksun bırakılması keyfi tutmadır.”

  • Yukarıda belirtildiği gibi, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri 7 Ekim 2016 tarihli Memorandum’unda şu tespiti yapmıştır: § 21- Komiser …, bu örgüte üyeliği ya da destek vermeyi suç kabul ederken yasa dışı faaliyetlere iştirak edenler (1. GRUP) ile örgütün şiddet uygulamaya hazır olduğunun farkında olmaksızın Harekete sempati besleyen veya destek verenler ya da Hareket ile bağlantılı yasal olarak kurulmuş tüzel kişiliklere üye olanlar (2. GRUP) arasında bir ayrım yapma ihtiyacına işaret ettiğini vurgulamaktadır.[8]
  • BM KTÇG, İnsan Hakları Komiserinin yukarıdaki değerlendirmesine atıf yaparak, Mr. Yayman’ın statüsünün 2. Grup kapsamında kaldığını ve bu grup kapsamında olan birçok kişinin BM Çalışma Grubuna başvuru yaptığını örneklerle ifade etmiştir. BM KTÇG, bahse konu başvuruların süjelerinin 2. Grup kapsamında kaldığını ve bu kişilerin tutuklanmalarının BM KTÇG tarafından keyfi olduğunun kararlaştırıldığını not etmiştir. Böylece BM KTÇG’de, Gülen Grubunun aktif üyesi olmayan veya kriminal aktivitelerini desteklemeyen, ancak bu Hareketle (bir şekilde) bağı olan kişilerin (2. Grup kapsamındaki kişilerin) hedef alındığı yönünde bir örnek ortaya çıkmıştır. (Eş ifade ile, BM KTÇG, daha önce karara bağladığı başvurulara da atıf yaparak, Gülen Hareketiyle ilgisi olup da, herhangi bir kriminal aktiviteye katılmayan veya bu Hareketin kriminal aktivitelerini desteklemeyen kişilerin haksız olarak hedef alındığı yönünde bir örneğin ortaya çıktığını tespit etmiştir. – Bu cümle eklenmiştir.).
  • Bu nedenle, BM KTÇG, Mr. Yayman’ın politik veya diğer görüşleri veya statüsüne dayalı olarak ayrımcılığa tabi tutulduğu ve bu nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılmasının keyfi olduğunu kararlaştırmıştır (§ 107).

………………………………..

  • BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun sıklıkla atıf yaptığı Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks’in 7 Ekim 2016 tarihinde yayınladığı Memorandum on the human rights implications of the measures taken under the state of emergency in Turkey (CommDH(2016)35) isimli Memorandum’da, 15 Temmuz sonrası OHAL süresince alınan tedbirlerin “Ceza hukuku yönünden” (Criminal Law Aspects) değerlendirilmesi başlığı altında şu görüşlere yer vermiştir (§ 20-22): [9]

§ 20- “… Komiser, bu örgütün, terörizmin tanımının olmazsa olmaz bileşeni olan şiddet kullanma unsurunun darbe girişimi olana kadar Türkiye toplumuna görünür hale gelmediğine dikkat çekmek durumundadır. Dahası, Yargıtay’ın bu örgütü terör örgütü olarak kabul eden nihai bir kararı henüz bulunmamaktadır ki yetkililere göre, bir örgütün terörist olarak tanımlanması için Türk hukuk sisteminde çok temel bir hukuki işlemdir. Türkiye toplumunun çeşitli kesimlerinde, Fetullah Gülen hareketi on yıllar boyunca gelişmeye devam etmiş ve çok yakın tarihlere kadar dini kurumlar, eğitim, sivil toplum ve sendikalar, medya, finans ve iş çevreleri gibi Türkiye toplumunun bütün sektörlerinde yaygın ve saygın bir varlık gösterme özgürlüğünü kullanmış görünmektedir. 15 Temmuz’dan sonra kapatılan ve bu Hareketle bağlantılı pek çok örgütün bu tarihe kadar açık ve yasal olarak faaliyetlerine devam ediyor oldukları da şüphe götürmemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir vatandaşının o ya da bu şekilde bu hareketle bir irtibatı ya da münasebeti olmamış olmasının ender bir durum olduğuna dair genel bir kabul söz konusudur.

§ 21- Komiser yukarıdaki değerlendirmelerin FETÖ/PDY’nin yapısı ya da saiklerine ilişkin olmayıp, bu örgüte üyeliği ya da destek vermeyi suç kabul ederken yasa dışı faaliyetlere iştirak edenler ile örgütün şiddet uygulamaya hazır olduğunun farkında olmaksızın Harekete sempati besleyen veya destek verenler ya da Hareket ile bağlantılı yasal olarak kurulmuş tüzel kişiliklere üye olanlar arasında bir ayrım yapma ihtiyacına işaret ettiğini vurgulamaktadır.  Bu nokta aynı zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından da vurgulanmıştır. Olağanüstü hal kararnameleriyle getirilen bazı idari tedbirlerin muğlaklığı ve bazı idari yaptırımların cezai bir nitelik taşıyormuş gibi görünnmesi (aşağıda ele alınmıştır) karşısında pek çok kişi kendileri yasa dışı bir fiil işlememiş olsalar dahi müeyyidelere maruz kalmaktan haklı olarak korkmaktadır.

§ 22Komiser, yetkilileri, Fetullah Gülen hareketi ile bağlantılı olsa bile yasal olarak kurulmuş ve faaliyet gösteren kuruluşlara sadece üyelik ya da bu kuruluşlarla irtibatın cezai sorumluluk oluşturmak için yeterli olmadığını ve terör suçlamasının 15 Temmuz tarihinden önceki eylemlere geriye dönük olarak uygulanmayacağını sarih biçimde ifade ederek bu korkuları bertaraf etmeye davet etmektedir”.[10]

…………………………….

  • BM Çalışma Grubu, son olarak, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin pozisyonuna benzer şekilde, derhal olağan prosedür ve hukuki korumalara (olağan hukuk düzenine) ve mümkün olan en kısa sürede, (kitlesel yargılamalardan vazgeçerek) case by case yaklaşımına dönme tavsiyesinde bulunmuştur.

Hüküm:

  • 1) Mr. Yayman’ın özgürlüğünden yoksun bırakılması İnsan Hakları EvrenselBeyannamesinin 3, 9, 10, 19 ve 20. Maddeleri ile BM MSHS’nin 9, 14, 19, 21, 22ve 26. Maddelerini ihlal etmiş olup keyfi ve Kategori I, II, III ve V.Kapsamındadır.
  • 2) BM KTÇG, Mr. Yayman’ın durumunu çözüme kavuşturmak (hak ihlalleriniortadan kaldırmak) için Hükümetten derhal gerekli adımları atmasınıister (request). Ayrıca BM KTÇG, Mr.Yayman’ın durumunu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve BM Medeni ve SiyasiHaklar Sözleşmesindeki hükümler dahil ilgili tüm uluslararası insan haklarınormları ile uyumlu hale getirmesini de Hükümetten ister.
  • 3) BM KTÇG, Mr. Yayman’ın durumuna uyan en uygun çözümün DERHAL SERBEST BIRAKILMASI veuluslararası hukuka uygun olarak, yaşadığı hak ihlallerini gidermek için birtazminat yolu ve diğer tazmin yollarının kendisine tanınması olduğunudeğerlendirir.
  • 4) BM KTÇG, Hükümetten, Mr. Yayman’ın keyfi tutuklanmasına yol açanolayları tam ve bağımsız şekilde soruşturacak bir soruşturma yürütülmesinigaranti etmeye ve Mr. Yayman’ın yaşadığı hak ihlallerine yol açan kararlarıalan sorumlular hakkında da uygun tedbirleri almaya davet eder.
  • 5) BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu ayrıca, Hükümetten bu kararın, tümuygun yöntemler kullanılarak, mümkün olan en geniş şekilde yayınlanmasını da talepeder.
  • BM KTÇG Mestan Yayman (Türkiye) KARARINDAN ÇIKAN SONUÇLAR
  • BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun yukarıda özetlenen kararından çıkanilk sonuç, “2013 ve öncesi o tarihtekiismiyle “Gülen Hareketince” organize edilen dini sohbetlere katılma (sohbetekatılımın gerçek bir suçun işlenmesine yol açtığı gösterilmedikçe), barışçıl toplantı ve örgütlenmeözgürlüğünün kapsamındadır; bu faaliyetin suç delili olarak gösterilmesi buözgürlüğü ihlal eder.”
  • İkinci sonuç, olağan bir iletişim aracı olan ByLock kullanma vebu uygulama aracılığıyla yazışma, haber, bilgi ve görüş alma (herhangi bir suçun işlenmesi talimatınınverildiği gösterilmedikçe), düşünce ve ifade özgürlüğünün kapsamındadır;suç olamaz. Mr. Yayman’ın olayında mahkemenin istediği bilgilerden, kendisinin ByLock aracılığıyla yazıştığına dairyazışmalar da dosyaya girmiş olup, ByLockaracılığıyla bir kişinin yazıştığı ispatlansa dahi bu faaliyet suç olamaz.[11] BM KTÇG’nin Mestan Yayman (Türkiye) kararı, Türkiye’de ByLocknedeniyle yapılan yargılamaların tamamının çökertmiştir. BM KTÇG,Hükümetin sunduğu tüm görüşleri inceledikten sonra bu kararı vermiştir. Eşifade ile, ByLock’un münhasıranGülenistler tarafından kullanıldığı için örgüt üyeliğine delil olduğu iddiasıdahil Türkiye’de savcılık ve mahkemelerce kullanılan tüm iddialar ve argümanlarincelendikten sonra ByLock’un suçdelili olamayacağı kararlaştırılmıştır.
  • Üçüncü sonuç, BM KTÇG’nin tespit ettiği gibi, “barışçıl dini sohbete katılma” ve “olağan bir iletişim uygulaması olan ByLock kullanmatek başına suç delili olamaz.Katılınan bir dini sohbetin hangi suçun işlenmesine yol açtığı gösterilmedikçeveya ByLock aracılığıyla yapılan biryazışmada suç talimatı verildiği tespit edilmedikçe, bu iki faaliyet temelhakların kullanılmasının kapsamındadır; temel insan haklarını kullanmak suçolamaz. BM KTÇG’ye göre, Mr. Yaymanhakkında, temel hakların kapsamındaki bu iki faaliyete dayalı olarak yargılamadahi yapılamaz. Bu değerlendirme dikkate alındığında, benzer iddialarla(Bank Asya’ya para yatırma, çocuğunu Gülen bağı olan okula gönderme gibi, yasalfaaliyetlere dayalı olarak yapılan tüm yargılamalar) çökmüştür.
  • Dördüncü olarak, 15 Temmuz 2016 sonrası yapılan yargılamaların tamamıözellikle avukata erişim hakkına getirilen ve bu hakkın özünü yok eden yasaldüzenlemeler (667 ve 668 sayılı KHK’lar) ve uygulamalar nedeniyle, adilyargılanma hakkını ihlal eder. Bu konudaki ihlal tüm sanıklar açısındanyaşanmış olup, yargılamalara son verilmedikçe giderilmesi dahi mümküngörünmemektedir. Bu şekilde yürütülen yüzbinlerce yargılama bulunmakta olup,bu yargılamalara bir şekilde son verilmedikçe ileride yüzbinlerce ihlalintespitine yol açacaktır. Usule uygun iç hukuk yollarını tüketen herkes, AYMönünde olmasa da AİHM önünde mutlaka bu hakkın ihlal edildiğini tespit ettirir.BM KTÇG’ye başvuru için, iç hukuk yollarını tüketmeye dahi gerek yoktur. Busorun kitlesel bir adil yargılanma sorunu olup, ihlalin sübuta erdiğidikkate alındığında bu konuda Hükümetin acil bir çözüm öngörmesi ve buyargılamalara son verecek bir düzenleme üzerinde düşünmesinde yarargörünmektedir.
  • Kararda tespit edilen ve neredeyse tüm yargılamalarda yaşanan bir diğer hakihlali ise tanıklara ilişkindir. Aleyhe ifade veren tanıkların, sanığın veavukatının da hazır bulunduğu duruşmada dinlenlenmemesi, sanığın ve avukatınıntanığı sorguya çekme hakkına imkân tanınmaması, yine kitlesel bir ihlal olarakgörünmektedir. Mahkemeler, bu temel haktan habersiz gibi, tanıkları,sanıkların olmadığı ortamlarda dinlemekte ve sanığın tanığı sorgulamasına imkânvermemektedirler. Bu da açık bir adil yargılanma hakkı ihlalidir.
  • Ayrıca, BM KTÇG kararında belirtildiği gibi, lehe tanıklık yapacaktanıkları dinlemeden karar verilmesi ve bilirkişi inceleme talebininreddedilmesi de BM MSHS m. 14 ile AİHS m. 6’da korunan adil yargılanma hakkınıihlal eder.
  • Kısaca BM KTÇG Mestan Yayman (Türkiye) kararında sadece birkaçı tespit edilenhak ihlalleri, 15 Temmuz 2016 sonrası Gülenistlere karşı yapılan yargılamalarınneredeyse tamamında yaşanmaktadır. FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla yargılananlar,haklarını usulüne uygun olarak ararlarsa, birgün mutlaka adilyargılanmadıklarını, suç olmayan eylemlere dayalı olarak tutuklanıp mahkûmedildiklerini ve keyfi olarak özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını,uluslararası mahkemeler önünde tespit ettirebilirler.
  • BM KTÇG Mestan Yayman (Türkiye) kararı, 15 Temmuz 2016 sonrası Gülenistlere karşıhem adil yargılanma yapılmadığı, ayrımcılık yapıldığı konusunda,hem de ByLock delilini çürüten ilk karar olması açısından sonderece önemlidir.
  • Şimdi beklenen, Hükümetin bu kararı mümkün olan en etkin şekilde Türkiyegeneline yayması ve mahkemelerin bu karara uygun olarak karar vermesidir. Aksihalde, ileride benzer şekilde uluslararası mahkemelerce verilecek on binlerceihlal kararının varlığından şüphe duyulmamalıdır.
  • Karardan çıkan son husus ise, Mr. Yayman’ın keyfi tutuklandığı için, bukararı sunarak tahliye talebinde bulunması, derhal tahliyesini talepetmesi ve CMK m. 141 uyarınca tazminat davası açıp, yaklaşık 2 yıldanfazla süren keyfi tutukluluğunun tazminini talep etmesidir. Tazminat davası,iki yıldan fazla keyfi tutuklulukta yüzbinlarce liraya, hatta milyon liralaratekabül etmekte olup, bu tazminat, Türkiye Cumhuriyeti halkının ödediğivergilerinden ödenecektir. Tazminat davası açısından Mr. Yayman’ın elinde sonderece önemli bir de kanıt vardır: BM KTÇG Mestan Yayman (Türkiye) kararı: “Mr. Yayman keyfi olarak özgürlüğünden yoksunbırakılmıştır.”
  • Mr. Yayman ayrıca bu hususlardaki gelişmeleri Birleşmiş Milletler KTÇG’yebildirmekle de yükümlüdür.
  • Karara göre, Hükümet, Mr. Yayman’ın hak ihlallerine derhal son verme(serbest bırakma) ve bu ihlalleri giderme/tazmin etme, Mr. Yayman’ın keyfitutukluluğuna ve hak ihlallerinin oluşmasına yol açan kamu görevlileri hakkındaetkin bir soruşturma yürüterek, sorumluları tespit edip cezalandırmakla dayükümlüdür.

DİPNOTLAR


[1] Bir şüpheli veya sanığın ByLock kullanıcısı olup olmadığı iddiasını çürütebilmesi için, öncelikle MİT tarafından hazırlanıp Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilen ve içeriğinde tüm ByLock verilerinin yüklendiği hard disk ve flaş belleğin bir örneğinin şüpheli ve sanıklara verilmesi gerekir. Bu gereklilik, çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin birer gereği olduğu gibi, CMK m. 134’ün de emridir. Talep edilmeden bu hard disk ve flaş belleğin birer örneğinin tüm sanıklara verilmesi zorunlu olmasına rağmen, talebe rağmen bu materyaller bugüne kadar hiçbir sanığa veya avukata verilmemiştir. Bu materyaller verilmezse, sanıkların ByLock kullanıcısı olmadıklarını ispat etme hakları ellerinden alınmış olur. Buna rağmen, mahkemeler, absürt bir şekilde, suçlamaları çürütme haklarıını ellerinden aldıkları sanıklara, “sanık Excel dosyasyazılı ByLock kullanıcısı olduğuna dair delili çürütemediği için, ByLock kullanıcısıdır” şeklinde bir sonuca varmakta ve kişileri ağır hapis cezalarına mahkûm etmektedirler. CMK m. 134’e aykırı yargılama yaptıkları gibi, bir mahkemenin olmazsa olmaz özelliklerinden olan “çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerini” de ihlal etmektedirler. Bu iki ilke, en temel yargısal güvenceler arasında olup, AİHM, bu iki ilkeye aykırı yapılan işlemleri, YARGILAMA olarak dahi kabul etmemektedir.

[2] Karar için bkz. Working Group on Arbitrary Detention – Opinion No. 42/2018 concerning Mestan Yayman (Turkey), 18 October 2018 (https://www.ohchr.org/Documents/Issues/Detention/Opinions/Session82/A_HRC_WGAD_2018_42_AEV.pdf).

[3] Eski ismiyle “Gülen Hareketinin 2015 yılında MGK kararıyla terör örgütü ilan edildiği bilgisi gerçek değildir. MGK, ilk kez 26 Mayıs 2016 tarihinde yayınladığı basın açıklamasında, “bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanması” ifadesi kullanılmıştır. 26 Mayıs 2016 tarihli MGK basın açıklamasında önceki basın açıklamaları incelendiğinde görüleceği gibi, daha önce “terör örgütü” nitelendirmesi hiçbir şekilde yapılmamıştır. Sadece “paralel devlet yapılanmaları” veya “legal görünümlü illegal yapılar” şeklinde nitelendirme yapılmıştır ki, bu ifadelerin ceza hukuku anlamında hiçbir hukuki değeri yoktur. Cumhurbaşkanı, 27 Mayıs 2016 tarihinde Kırşehir’de yaptığı konuşmada, “Dün (MGK’da) yeni bir karar daha aldık. … Fetullahçı Terör Örgütü olarak tavsiye kararını aldık ve Hükümete gönderdik. Şimdi Hükümetten de Bakanlar Kurulu kararı bekliyoruz. Bunların terör örgütü olarak tescilini de gerçekleştireceğiz.” demiştir. 30 Mayıs 2016 tarihli Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrası, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş da, “Paralel Devlet Yapılanması ilk kez MGK toplantısında tavsiye kararı olarak bir terör örgütü olarak nitelendirilmiş ve bundan sonraki mücadelenin ana çerçevesi de bir terör örgütü ile mücadele şekline getirilmiştir. …” açıklamasını yapmıştır. Bu iki açıklamadan anlaşılacağı gibi, eski ismiyle “Gülen Hareketi” ilk kez 26 Mayıs 2016 tarihli MGK kararına dayalı olarak 30 Mayıs 2016 tarihli Bakanlar Kurulu Toplantısında “terör örgütü” olarak nitelendirilmiştir; bu tarihten önce “terör örgütü” nitelendirmesi yapılan hiçbir toplantı veya karar yoktur (bkz. 4.8.2016 tarih ve 2016/6E – 2016/12K sayılı AYM kararı, § 17 ve 18). (Bu dipnottaki bilgiler yazar tarafından eklenmiştir.).

[4] Council of Europe, Commissioner for Human Rights, “Memorandum on the human rights implications of the measures taken under the state of emergency in Turkey”, CommDH(2016)35, 7 October 2016, p. 4.

[5] Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin Memorandum’unda yer alan ve atıf yapılan ifade şu şekildedir: § 21- Komiser …, bu örgüte üyeliği ya da destek vermeyi suç kabul ederken yasa dışı faaliyetlere iştirak edenler ile örgütün şiddet uygulamaya hazır olduğunun farkında olmaksızın Harekete sempati besleyen veya destek verenler ya da Hareket ile bağlantılı yasal olarak kurulmuş tüzel kişiliklere üye olanlar arasında bir ayrım yapma ihtiyacına işaret ettiğini vurgulamaktadır.” (http://www.venice.coe.int/webforms/documentpdffile=CDL-AD(2016)037-e). (Bu ifadeler BM KTÇG kararında da yer almıştır.).

[6] Council of Europe, Commissioner for Human Rights, “Memorandum on the human rights implications of the measures taken under the state of emergency in Turkey”, CommDH(2016)35, 7 October 2016, p. 4.

[7] Council of Europe, Commissioner for Human Rights, “Memorandum on the human rights implications of the measures taken under the state of emergency in Turkey”, paras. 23–24 and 26.

[8] http://www.venice.coe.int/webforms/documentpdffile=CDL-AD(2016)037-e).

[9] Bu paragraf ve İnsan Hakları Komiserinin yayınladığı Memorandum’daki 20-22. Paragraflar BM KTÇG kararında aynen yer almamaktadır; KTÇG kararında yukarıdaki açıklamaların bazı bölümlerine yer verilmiştir.

[10] Memorandum on the human rights implications of the measures taken under the state of emergency in Turkey (CommDH(2016)35, 7 October 2016, § 21-22.

[11] Mr. Yayman’ın ByLock’un illegal delil olduğuna dair herhangi bir talebi olmadığı için, BM KTÇG bu hususu hiçbir hiçbir şekilde incelemeden, ByLock’un suç delili olamayacağı sonucuna ulaşmıştır. İllegal delil olduğu iddiası yapılmış olsa, muhtemelen bu husus da BM KTÇG tarafından incelenirdi. Ancak, illegal delil olması bir yana, ByLock verileri tamamen legal yollarla elde edilmiş olsa dahi, bu uygulama kullanılarak suç talimatının verildiği gösterilmedikçe, tek başına bu uygulamayı kullanma terör örgütü üyeliği suçlamasına delil gösterilemez; zira olağan bir iletişim aracını kullanmayı suç delili olarak göstermek, düşünce ve ifade özgürlüğü (AİHS m. 10) ile iletişim özgürlüğü (AİHS m. 8) gibi temek hakları ihlal eder.

PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN


  • 0

ByLock gerekçesiyle hakkında mahkumiyet kararı verilenler Temyiz (YARGITAY) yolu için örnek dilekçe

Bylock kullandığı gerekçesiyle hakkında mahkumiyet kararı verilenler Temyiz (YARGITAY) yolu için örnek dilekçeyi istifadenize sunuyoruz.

“Devamı…”

  • 0

İngiliz adli bilişim uzmanı ve Yargıç Thomas Kevin Moore’un ByLock raporu

İngiliz Adli Bilişim Uzmanı ve Yargıç Thomas Kevin Moore, ByLock hakkında kapsamlı bir rapor hazırladı.

‘2016 yılındaki başarısız darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye devletinin eylemlerinin yasallığı ve ByLock uygulamasının kullanımının terörist örgüt üyeliğine delil olarak kabul edilmesinin güvenilirliği’ başlıklı raporu istifadenize sunuyoruz.

“Devamı…”